27 Temmuz 2017 Perşembe

Çocuklarda Güneş Alerjisi ve Önleme Yolları

Kızımla bu sene ilk tatilimizi yaptığımızı daha önceki yayınlarda paylaşmıştım. Tatilde faydalanılan güneş ışınları çocuklar için yüksek oranda D vitamini içeriyor. O yüzden biz analar çocuklarını sık sık güneş ışığı alsın diye çaba sarf ederiz. Ancak D vitamini ihtiyacını gün içerisinde maruz kaldığı güneş ışınları yeterli oluyormuş. O yüzden ''çocuğum güneşten D vitamini alsın'' diye çok güneşli havalarda çocukları dışarı çıkarmak gerekmiyor.

Çocuklarda Güneş Alerjisi ve Önleme Yolları

Özellikle kızım gibi beyaz tenli çocuklarda güneş alerjisi olma riski var. O yüzden kızımı güneşe hemen çıkarmadım. Sürekli onu güneşten koruyan bir bebek arabası gölgeliği yada kenarları gölgeli şapka ile korudum. O yüzden mi yoksa kızımda güneş alerjisi yok ondan mı henüz bilmiyorum. Ancak, çok şükür ki kızım, bu sene güneş alerjisi olmadı.

Ama her bebek kızım gibi güneş alerjisi olmaz diye bir kaide yok. Hatta olma ihtimali çok yüksek. Çünkü ülkemizde her dört kişiden birinin bazı dönemler güneşten etkilenip, güneş alerjisi olduğu kanıtlanmış. Özellikle çok sık antibiyotik alan çocukların bağışıklık sistemleri iyice zayıfladığı için güneş alerjisi olma riski antibiyotik kullanmayan yada az kullanan çocuğa oranla daha yüksekmiş.

Peki ya hayat boyu maruz kaldığımız güneşin % 80'ini çocukluk ve gençlik döneminde aldığımızı biliyor muydunuz? O yüzden özellikle çocuklarımızı güneş ışınlarının çok yüksek olduğu saatlerde dışarı çok çıkarmayalım. Yada yüksek faktörlü çocuklar için uygun olan güneş kremlerini sürüp, çıkaralım...

Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Günhar, çocuklarda güneş alerjisine karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi vermiş. O makaleyi okumanızı özellikle tavsiye ederim. Çünkü bir uzmanın tavsiyesini dinleyip, ona kulak vermek daha mantıklı.

Uz.Dr. Günhar güneş alerjisi önleme yollarını şu şekilde sıralamış:
  • Bebeğin güneşte kalma süresi sınırlanmalıdır. Gün içerisinde güneşli günlerde 10.00-16.00 saatleri arasında güneşten uzak durulmalıdır.
  • Aşırı güneş ışığına ani şekilde maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Bahar ya da yaz aylarında fazla güneş ışığına maruz kalan çoğu kişide güneş alerjisi belirtileri görülür.
  • Cilt hücrelerinin güneş ışığına uyum sağlamasına izin verilmelidir. Güneşte kalma süresi yavaş yavaş arttırılmalıdır. Uzun süreli güneşe maruz kalmanın alerji riskini arttıracağı unutulmamalıdır.
  • Koruyucu giysiler önemlidir. Uzun kollu ve geniş kenarlı şapkalar, güneşten cildi korumaya yardımcı olur. İnce ya da gevşek bir dokuya sahip kumaşlar UV ışınlarını geçirebildiği için tercih edilmemelidir.
  • Bebeklere sık sık ciltlerine özel güneş koruyucu uygulanmalıdır. Güneş kremi güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce homojen bir şekilde uygulanmalı ve iki saatte bir kremin yenilenmesine özen gösterilmelidir.
O halde biz analar çocukları için her konu hakkında bilinçlenip, çocuklarını onu uygulamayı kendimize bir görev haline nasıl getirdiysek. Güneş ışınlarına ne zaman\ Nasıl\ Ne şekilde çıkarmamız gerektiğini de öğrenip; o şekilde güneş ışınlarından faydalandıralım ne dersiniz? 

8 Haziran 2016 Çarşamba

DEMİRHİNDİ ŞERBETİ VEDE FAYDALARI

Demirhindi, 20-25 m boyunda büyük bir ağaçtır. Çiçekleri, dalların ucunda sarı ya da kırmızımsı salkımlar halinde bulunur. Yaprakları yem olarak kullanıldığı gibi kaynatılarak içilen suyu solucan düşürücü olarak da kullanılır. Meyveleri yenebilir ve iç yumuşatıcıdır; ayrıca  reçel ve şerbet yapımında da yararlanabilir.

Demirhindi şerbeti Osmanlı Padişahlarının pek sevdiği, özellikle de ramazanda iftar sofralarından eksik etmediği bir içecekmiş. Orijinali 40 farklı baharat ile hazırlanarak yapılıyormuş. Özellikle ramazanlarda tüketilmesinin sebebi durma noktasına gelen bazı sistemlerimizin düzenli çalışmasına yardımcı olmasıymış. 

DEMİRHİNDİ ŞERBETİ VEDE FAYDALARI

Demirhindiyi bizim keşfetmemiz ise; Eşimin iş yerindeki bir gıda mühendisi arkadaşının tavsiyesi üzerine aktardan sipariş verip alıp gelmesi sonucunda  oldu... 

Demirhindiyi. aşağıda gördüğünüz şekilde aktardan aldık. Ben bu parçayı bir bıçakla yarısını kesip şerbet yaparak denedim. Ama inanılmaz derecede faydasını gördüm . Özellikle eşimle bendeki kabızlık sorunumuzu çözdü. Bağırsaklarımızın daha düzenli çalışmasına sebep oldu. Çocuklardaki bağırsak solucanlarına iyi geldiği için çocuklara da içirdim.
Ancak onlara içirmek için bardağa koyduktan sonra bir tatlı kaşığı da bal katıp, karıştırdıktan sonra verdim. Çünkü demirhindinin ekşimsi bir tadı var. O sebepten çocuklar içmekte biraz zorlanıyor. Ama dediğim gibi içmeden önce biraz bal ekleyip verdiğinizde gayet rahat şekilde içiyorlar.
Antioksidan açısından da zengin olan demirhindinin faydaları

 Demirhindinin diğer yarısını tekrar şerbet yaparken resimlerini çektim ki, bu demirhindi ve şerbetini sizlerle paylaşarak aranızda bilmeyenleriniz varsa onlar için bilgi vermek vede tanıtmak istedim.

Demirhindi şerbeti malzemeleri

  • 300 gram demirhindi
  • 2 litre su
  • 3 kg şeker

Demirhindi şerbeti nasıl yapılır?

Demirhindinin üzerine 2 litre su ekleyip, biraz suda beklettikten sonra bir tencereye alıp, suyla kaynatılıp süzülür. Elde edilen sıvıya şeker eklenip yeniden birkaç dakika daha kaynatılır. Biraz soğuduktan sonra yeniden süzülür. ( Şeker yerine bal da kullanılabilir.)

Demirhindi şerbeti nasıl yapılır?

Şimdi ise Antioksidan açısından da zengin olan demirhindinin faydaları:


1. Antioksidan içeriği sayesinde kansere karşı etkilidir. Karoten, C vitamini ve B vitaminleri içerir.

2. C vitamini eksikliğine karşı etkilidir.

3. Ateş düşürücüdür ve soğuk algınlığına karşı vücudu korur.

4. Sindirim sistemini hızlandırır.

5. Kolesterolü düşürür.

6. Kalp sağlığını korur.

7. Gargara yapıldığında boğaz ağrısına iyi gelir.

8. İnflamasyonu iyileştirici olarak cilde uygulanabilir.


Hoşça kalın.

31 Mart 2016 Perşembe

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.




Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!


P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Mart 2016 Perşembe

Çocuklarda El Ayak Ağız Hastalığı

Geçen hafta Efe okuldan gelince, akşam yemeğini dahi yemeden uyumak istedi. ''anne çok yorgunum uykum var. Karnım aç değil. Sonra yesem olur mu?'' dedi... Hemen ateşine baktım bir şey yok. Öyle burnu filan de akmıyor. Öksürükte yok...
'Herhalde okulda çok koşturdu da ondan yoruldu' diye düşünüp, uyumasına izin verdim.
Bir saat sonra yanakları kıpkırmızı olarak uyandı. Hemen elimi alnına koyunca, ateş gibi yandığını hissettim. Ateş ölçer ile ateşini ölçtüm. Ateşi 37.8 derece olduğunu görünce; hemen ateş düşürücü bir şurup içirdim. Sonrada ılık duş yaptırdım. Ilık duş yaptıktan sonra ateşi biraz düştü.
Ama aradan bir iki saat sonra yine ateşi yükseldi, sonra düştü derken o geceyi ateş nöbeti ile geçirdik.

Çocuklarda El Ayak Ağız Hastalığı

Ertesi gün ateşi düşmüş ama, üzerinde halsizlik olduğunu da görünce, ''her halde mevsim değişikliğinden dolayı hastalandı'' Diye düşünürken; ağzının kenarında bir kaç tane sivilceye benzer, su çiçeğine benzer kızarıklıklar görünce. ''amaninnn oğlum su çiçeği geçiriyor!'' dedim, demesine; ama hemen aklıma küçükken geçirdiği su çiçeği geldi. Ve ''Nasıl yani, bu çocuk su çiçeğini geçirdi ki?'' diye düşünüp, hemen doktora koştum.

El-ayak-ağız hastalığı nedir?

Doktora gittiğimizde; doktor muayeneden sonra:

 - Su çiçeği çıkaran bir çocuk tekrara su çiçeği çıkarabilir. Ama Efe su çiçeği çıkarmıyor. Efe de son yılların moda çocuk hastalığı olan; el-ayak-ağız hastalığa yakalandığını söyledi....

 - Neee, o nasıl bir hastalık mış, moda mı. hastalığın modası mı olurmuş ya? diye doktorun suratına gözüne far tutulmuş tavşan gibi şaşkın şaşkın bakarken.

Doktorumuz gülümseyerek. Bu hastalık 2012 yılından itibaren Ülkemizde görülen bir hastalık olduğunu söyledi. Özellikle 10 yaş ve altı çocuklarında sıkça görülen bir hastalık olduğunu. Bu hastalığın Suriyelilerin getirmiş olduklarını düşündüklerini, anlattı...
El-ayak-ağız hastalığı ilk ateş olarak başlayıp, boğaz kızarıkları ile devam edermiş. O yüzden bu hastalığı grıbel enfeksiyon ile karıştırmamız çok normalmiş. Daha sonra Vücudun avuç içleri, ayak tabanları ve ağız kenarlarında su çiçeğine andıran; ama su çiçeğinden biraz daha küçük kırmızı döküntüler çıkarmış. Ki zaten bende ilk bu kızarıkları görünce su çiçeği sanmıştım.


El-ayak-ağız hastalığının nasıl tedavi edilir?

 -Tamam hastalığın tespitini ve ismin anladım. Ama ya tedavisi ne?

Diye sorunca öğrendim ki; bu hastalığın özel bir tedavisi yokmuş. Bu hastalığa çocuk ilk tutulduğunda ateş yaptığı için, ilk günlerde normal ateş düşürücüler kullanmalı. Daha sonra ise döktüğü kızarıklıkların sebep olduğu kaşıntıyı azaltmak için losyon kullanılabilir. Ama kullanılmazsa da olur. Bu tamamen çocuğun o hastalığı geçirdiği duruma göre değişir. Çocuğun döktüğü kızarıklar fazla ve çok kaşıntı yapıyorsa kullanılır. Ama yok benim kuzum gibi fazla döküntüleri yoksa kullanılmasa da olur. Hastalık bir hafta içinde geçiyor. Vücudunda ki kızarıklar ise kuruyarak yerine kahverengiye andıran bir lekeye bırakıyor. Şuanda oğlumun hastalığının son durumu, doktorun dediği şekilde kızarıklar kurumuş halde... Sakın endişelenmeyin, o şekilde de kalmıyormuş. Zamanla o lekelerde kendiliğinden gidiyormuş.

El-ayak-ağız hastalığı bulaşıcı mı?

Evet bulaşıdır. Bu hastalık solunum yoluyla, tükürükle, yakın temasla ve dışkı yoluyla bulaşırmış. Ki zaten öğrendim ki bu hastalığın belirtisinden olan Efe'nin sınıfında 4 çocuk daha varmış. Bu hastalığa yakalandıklarını düşündükten sonra çocuklar için rapor alıp, okula göndermedik. Yoksa diğer türlü tüm sınıfın yakalanma riski vardı.
Bu hastalığın en etkili korunma yolu; hijyen. Çocuklara özellikle okulda iken sık sık ellerini yıkamaları için uyarmalıyız. Yoksa kirli elini ağzına götürdüğü takdirde bulaşırmış.

Bir antin kuntin isimli, hastalığa daha yakalandı kuzum.... Allah'ıma çok şükür ki sorunsuz bir şekilde, bu hastalığı da atlattık. Bu postu yazma gereği hissettim. Çünkü bu hastalık bulaşıcı ve yaygın olduğu için sizlerinde kreşe ya da okula giden çocuklarınız varsa, yakalanabilir. Yakalanınca çok korkulacak bir hastalık olmadığını bilin ve korkmayın diye...

Hoşça kalın.

3 Aralık 2015 Perşembe

Engellileri anlamak çocuk yaşta öğretilmeli

İnsan olarak, bırak temel organlarımızın eksik olmasını; toplum tarafından algılanmış (kilo, ağız, burun ve kulak gibi) organların dahi olduğundan daha büyük yada küçük olması bile, diğer insanlar için garipsenir. Ve O insanların büyük burnuna, koca ağzına yada kepçe kulaklarına tuhaf tuhaf bakılır.
Engellileri anlamak çocuk yaşta öğretilmeli

Sonrada böyle engelliler günü gibi zamanlarda ise; sosyal medyalarda yok efendim farkındalık günüymüş\ Yok efendim her insanda bir engelli adayıymış.\ Yok efendim onları dışlamamalıymışız.... bla bla bla.... şeklinde bir sürü mesajlar verilir. Sonra çok değil bir gün sonra engelli kaldırımlarına araba park edip, toplu taşıma araçlarında gördüğün engellere yer vermek yerine onların engellerine göz dikip bakacak yada onlar için özel olarak ayarlanmış yerlerine oturup, engelli kişiyi görmezden gelip, uyur numarası yapacaksan. Hiç öyle 3 Aralık engelliler günü farkındalık günleri diye mesajlar yazmana gerek yok.

Biz toplum olarak vücudunun bir yerinde kusur olan insanı görünce bakışlarımızı direk olarak o kişinin kusuruna yöneltiyoruz. Sakın ben yöneltmiyorum deme? Yöneltiyorsun. Yöneltiyoruz!... Belki bunu istemsiz olarak yapıyoruz biranda beyin sana: '' Bak X kişinin damağı yarık, Bak X kişinin ayağının biri kısa...'' gibi komutlar veriyor. Neden mi veriyor? Veriyor, çünkü o beyininiz çocuk yaşımızdan bu zamana kadar toplum içindeki konuşma ve oynadığımız oyuncak bebekler ile bize güzel kavramını öğretti. Hani klişe gelmiş bir söz vardır ya; güzellik anlayışı kişiye göre değişir diye. Bence hiç alakası yok. Bırak organlarındaki kusuru; kilon normal standart kilo üstünde\altında dahi olsa çoğu bakışları üzerine toplaman mümkün.

Peki toplum olarak bizim beynimize komutlanmış bu güzellik anlayışını nasıl yıkabiliriz. Diye sorarsanız da; Sizler için vereceğim nacizhane fikrim: Bu anlayışı yıkıp, engelli ve kusurlu insanlarında toplumumuzda dışlanmadan; tıp ki diğer normal insanlarmış gibi yaşamalarını istiyorsak. Çocuklarımıza aldığımız oyuncakların öyle ağzı burnu küçücük, filinta gibi oyuncaklar almak yerine bir ayağı yok, yada bir kolu yok, yada üst dudağı yarık oyuncaklardan almalıyız. O tazr oyuncaklar bulamazsanız da; kendiniz bu tarz oyuncakları ister örer, isterseniz de dikebilirsiniz. Benim öyle örgü ve dikiş gibi becerim yok derseniz de; bu işi gelir olarak yapan bir sürü kişiler var. Onlara bu şekilde engelli bebek siparişleri verip, satın alabilirsiniz. Böylece çocuğunuz o bebeği ile de oynaya oynaya bu gibi kusurlu organlı kişileri görünce yadırgamayacak, o kişilerinde normal kişilermiş gibi olduğunu düşünüp, bakışlarını o kişilere rahatsız edici şekilde yöneltmeyecek...
Böylece onları anlayıp, onlarında kendileri gibi bu Ülkede yaşadıklarını ve onlarında bu toplumda gezip, eğlenip, oynamaya hakları olduğunu anlayacak. Ve onların haklarını kullanmalarına olanak sağlayacaklar...

Her zaman yazdığım gibi daha duyarlı ve anlayışlı bir toplumda yaşamak istiyorsak. İlk olarak kendi evimizin içinden başlamalıyız. Yani bir bakıma herkes kendi kapısının önünü süpürmeli...


Hoşça kalın.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Şarj edilebilir diş fırçalarına dair doğru bilinen yanlışlar

Manuel diş fırçası şarj edilebilir diş fırçası kadar iyi temizler!
Yanlış.  İlk kullanımdan itibaren şarj edilebilir diş fırçaları manuel fırçalara oranla  2 kat daha fazla plak temizler. Bu özellik dişlerinizin yalnızca dış görünümü için değil, sağlığı için de oldukça önemli. Plak, dişin dış kısmını kaplayan bakteri tabakasıdır. Bakteriler yediğimiz yiyeceklerdeki şekerle beslendikleri için, zamanla asit oluştururlar. Bu nedenle bakterilerin diş yüzeyine yerleşmesi, diş ve diş eti hastalıklarının en önemli sebeplerinden biridir.
Oral-B’nin elektronik fırçalarının tamamında fırça başlıkları yuvarlak olarak tasarlanmıştır. Bu yenilikçi tasarım sayesinde her dönüşte farklı bir açıyla dişin tüm yüzeyinin temizlenmesine olanak sağlar. Küçük boyutuyla her bir dişin yüzeyine ve diş aralarına rahatlıkla ulaşabilir.
Şarj edilebilir fırçalar yalnızca ağız ve diş sağlığı konusunda problem yaşayan kişilere tavsiye edilmektedir!
Yanlış. Oral-B’nin yaptığı bir anket çalışmasında, katılımcıların %39’unun ancak dişleriyle ilgili herhangi bir problem yaşadıktan sonra şarj edilebilir diş fırçası kullanmaya başlayacaklarını belirttikleri görüldü.
Ağız sağlığında tedaviden çok koruma yöntemi izlenmesi tavsiye edilmektedir. Çünkü dışarıdan yapılan herhangi bir müdahale, ne kadar iyi olursa olsun kendi dişinizin sağladığı rahatlığı ve fonksiyonelliği sağlamaz. Dişleri korumanın en önemli yolu, ağız ve diş problemlerinin bir numaralı sorumlusu olan plak tabakasını ortadan kaldırmaktır. Şarj edilebilir diş fırçaları, plak temizliği konusunda manuel diş fırçalarından %100’e kadar daha fazla etkilidir. Plak, yapışkan bir madde olduğu için diş fırçanızdan da ayrılması zordur. Bu nedenle diş hekimleri ortalama 3 ayda bir diş fırçanızı yenilemeniz gerektiğini söylüyor.
Şarj edilebilir diş fırçası da kullanıyor olsanız, 3 ayda bir fırça başlığı  değişimini gerçekleştirmek durumundasınız. Oral-B, elektronik diş fırçanızı kolayca yenilemeniz için değiştirilebilir başlıklarla size sunuyor.
Nasıl bir diş fırçası kullanıyor olursanız olun, diş fırçalama süreniz aynı olduğu için aynı etkiyi yakalayabilirsiniz!
Yanlış.  Diş hekimleri, dişlerinizi günde en az iki kez, 2 dakika fırçalamanızı öneriyor. Ancak yapılan araştırmalar ve klinik deneyler, dişlerinizi 2 dakika şarj edilebilir diş fırçalarıyla fırçalamanızın çok daha etkili sonuçlar almanızı sağladığını gösteriyor.
Şarj edilebilir diş fırçaları diş yüzeyine zarar verir!
Yanlış.  Yukarıda bahettiğimiz anketin bir başka ilginç sonucu da, anket katılımcılarının %5’inin şarj edilebilir diş fırçasının diş yüzeyine zarar verdiğini düşünmesi. Oral-B’nin şarj edilebilir diş fırçaları, basınç göstergesi sayesinde diş fırçasını dişinize çok fazla bastırdığınızda çalışmasını durduruyor.
Tüm şarj edilebilir fırçalar aynı özelliktedir!
Yanlış.  Herkesin diş yapısı birbirinden farklı. Bu nedenle Oral-B kullanıcılarına birbirinden çok farklı özelliklere sahip farklı şar edilebilir diş fırçaları sunuyor. Hassas dişetleri için, farklı büyüklükteki diş aralıkları için ya da sararmış dişleri beyazlatmak için birbirinden farklı bir çok diş fırçası modeli bulunuyor.
Detaylı bilgi almak için videoyu izleyebilirsiniz. Ürün alternatiflerini görmek için tıklayınız.
KAYNAK: www.uplifers.com

Bir boomads advertorial içeriğidir.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Zayıf Çocuk Sağlıksız Değildir

Çocuklarım yapı olarak yaşıtlarından biraz daha zayıf bir çocukturlar... Ama öyle çok iskeleti gözükecek kadar zayıf; hani halk arasında bir söylenti vardır ya 'Afrikalı' diye. İşte o derecede zayıf değiller...
Zayıf Çocuk Sağlıksız Değildir

Yapı itibari ile zayıflığını gören kişi/kişiler - özellikle kendi çocukları kilolu ise- ''Aaaa ne kadar zayıflar, sen bunlara hiç yemek yedirmiyor musun?'' diye akılları sıra espiri yapıyorlar!...

Ben artık bu tarz espiri ve söylemlerden bıktım. Çünkü ben küçükken de zayıf bir çocuk olduğum için aynı şekilde söylemler sürekli bana da ''sana annen ve baban bakmıyor mu? Kızım sen hiç yemek yemez misin?'' diye söylenir. O yıllarda bu sözlere içten içe üzülür, ve ''çok zayıfım güzel değilim'' diyede düşünürdüm. Simdi aynı şeyleri çocuklarım yaşasın istemiyorum.

Belki benim çocuklarım  kilolu değil, biraz zayıf... Olsun, kasaba et borcumuz mu varda kiloyu takıntı yapalım ki?  sağlıklı olduktan sonra (Allah'a şükürde sağlıklılar) hiç bir problem olmaz.

Benim çocuklarımın zayıf olması onların düzenli beslenmiyor, yada hiç yemek yemiyorlar anlamına gelmez. Aksine düzenli besleniyorlar ki kilo almadan kas ve kemikleri gelişiyor. Bugün bir sürü beslenme uzmanları dahi; çocukların kilolu olmasının ebeveynler tarafından sevimli olarak görüldüğü için beğenilmesinin aksine, obezite riski taşıyacağını bangır bangır bağırırken. Sen hangi akla hizmet benim çocuklarımın zayıf olduğunu ve onlara iyi bakmadığımı ima edebilirsin ki!...

Ben sürekli senin çocukların gibi öyle hazır gıda yemesinden yana değil, hatta cips ve kola içmesini istememem çocuklarımın sağlığını düşündüğüm için, yoksa o gıdaları alamamamdan değil.

Evet benim çocuklarım sabah kahvaltısı dışında ekmek yemez. Bence bu durum bir sorun değil. aksine güzel bir şey... Zaten ekmek yemezsek büyüyemeyiz, yada doymayız anlayışı bizlere küçükten aşılandığı için bugün ekmek yemeği kesmek için çaba harcamamız o yüzünden değil mi?

Ekmek yemeden, dışarıdan yemek yemeden bir çocukta büyütebilir, bu çocuk evet hazır gıda, çikolata yiyen çocuğa göre -bu yaşlarında- daha zayıf olur. Ama bu sağlıksız yada iyi büyüyemediği anlamına gelmez. Aksine daha sağlıklı olduğu anlamına gelir. Lütfen bunu artık o küçük beyninize sokun da bundan sonra benim çocuklarımın sağlıksız olduğu düşüncesini düşünüp. Hatta düşünmekle de yetinmeyip, bana ima etmeyi kesin!...

Hoşça kalın...

30 Temmuz 2015 Perşembe

EFE SÜNNET OLDU

İlk oğlum Emir de yaşadığımız sünnet sonrası sıkıntılarımızı burada ki yazımda paylaşmıştım Emir de edindiğimiz tecrübe sonrası Efe'nin sünnet yaptırma olayına daha bir özenli yaklaşıp. Yeni doğan sünnetini geçirdiğimiz için yeni doğan sünnetinden sonra en uygun yaş aralığını bekledik.

Sünnet Düğünü Yaptırmaya Nasıl Karar verdik?

Oğlum 6 yaşını doldurduktan sonra sünnet yaptırmaya karar verdik. Bunu oğluma sağlık açısından yararları, dini açıdan gerekliliği gibi ufak ufak onun anlayacağı şekilde yavaş yavaş anlatırken. Babası kendi sünnetini anlatıp, bunun sonunda ona ödül olarak sünnet düğünü yapıldığını anlatınca Efe çok heyecanlanıp:
-Anne ben sünnet olunca benimde düğünüm olacak mı? diye sormasın mı?....

Hiç aklımızda yokken birde sünnet düğünü meselesi o gün kafamızı karıştırdı.

''Acaba düğün yapsak mı? Ama Emir'e yapmadık. O zaman ona haksızlık olmaz mı? Üstelik öyle düğün tarzı şeylerden de pek haz duymam. Ne yapsak diye'' Eşimle konuşarak. En sonunda ikisini de bir sünnet düğünü yapmaya karar verdik.

Çünkü eşim kendi sünnet düğününü devamlı bir güzel anı olarak hatırladığını, çocuklarda aynı şekilde ilerleyen yıllarda o düğününü hatırlayıp, gülümseyeceklerini ısrarla bana anlattı. Ve beni ikna etti.

Aslına bakarsanız Emir'e; Efe ile birlikte sünnet düğününün olmasını isteyip, istemediğini sorduğumda en az Efe kadar Emir'inde heyecanlanıp, kabul etmesi beni daha çok ikna etti. Ama neyse... :P

 Büyük Gün (Sünnet Olduğu Zaman):

14 Temmuz salı günü saat 9.00 da hastahaneye gittik. Hastahaneye giderken sürekli arabada sünnet olmasından çok düğünü ile ilgilenip, ''düğünümde bu olacak mı? şu olacak mı?'' gibi sorulara cevap vererk gittik. ;)

Hastahaneye gidince işin ciddiyetini anlayıp, korkan kuzum biraz tırsıp: ''ben sünnet olmak istemiyorum'' diye dayattı. Biz onun yumuşak karnını öğrendiğimiz için sünnet düğünü hakkında ''şöyle olacak, böyle olacak. Bak abinde oldu. Sor bakalım hiç acı hisatmiş mi?'' diye konuşarak onu yine ikna ettik.

Oğlumu sünnet yapacak olan doktor güler yüzlü iyi bir insandı. Efe'yi görünce ''Bu delikanlı mı sünnet olacak? Gözleri güzel yakışıklı, erkek mi olacak?'' gibi konuşarak oğlumu rahatlatmaya çalıştı. Tabi oğlumu rahatlatırken benim suratımda ki korkuyu farketmiş olacak ki beni de rahatlatmak için: ''korkma, korkulacak bir durum yok. Acı hissetmeyecek. Anam babam üsülü bir sünnet olacak'' dedi...


Sünnet Nasıl Yapıldı?

Sünnet yapılırken ben devamlı oğlumun yanında onun başını okşayıp, geçeceğini söyleyerek sakinleştirdim. İlk olarak oğlumu bir yatağa yatırıp, belden aşağısına yeşil bir örtü örtüler. Örtünün açık olan bölmesinden oğlumun pipisini önce sterilize ettikten sonra mink bir iğne ile o bölgeyi uyuşturdular. Bu sırada iğnenin verdiği acı ile biraz ağlayan kuzum daha sonra hiçbir şey hissetmedi. Zaten doktorumuz da ''bu bölge hassas olduğu için ağlaması normal daha sonra hiçbir şey hissetmeyecek'' dedi...

Biraz bekleyip, anastazinin etkisin göstermesini bekledik. Daha sonrada doktorumuz ve asistanı ile birlikte gelip, işleme başladılar. O esnada oğlumdan çok endişeli olduğum için saate bakmak hiç aklıma gelmediği için zaman konusunda kesin olarak bir şey diyemem ama sanırım yaklaşık bir 15 ile 20 dakika arası sürdü...

Genel olarak acıya dayanıklı bir bünyem olduğu için dayanabileceğimi düşünmüştüm. Ama o işlemin yapılmasını ben dahi zaman zaman bakamayıp, yüzümü çevirdim. Tabi tüm bu işlemler yapılırken oğlum her şeyden habersiz yatıyordu. Acı hissetmediği her halinden belli idi. Onun o hali beni biraz rahatlattı. Tüm işlem bitene kadar kendimi öyle bir sıkmışım ki. Doktor 'Tamam işlem bitti'' dediğinde gözlerimden yaşlar süzüldü.

Doktorumuz benim halimi görüce gülüp: ''hadi gevşe, geçti bak'' dediğinde biraz rahatlayıp, oğluma sarıldım...
sünnet nasıl yapılır ve sonrası neler yapılmalı

Sünnet Sonrası Neler yaptık?

Basit ama kanlı bir işlem sonucu oğlumun pipisini sarıp. Doktorumuz bize sünnet sonrası neler yapmamız gerektiği konusunda bilgilendirip eve gönderdi.

Eve geldiğimizde anastizin etkisinin geçip, acı hissetmemesi için hemen bir ağrı kesici şurup içirdik.

İlk gün eve gelince iştahı çok açık olan oğluma istediği şeyleri hazırlayıp, yedirdik. Sünnet olacağı gün senelik iznin bir kısmını oğlumun sünnet anı ve iyileşmesi için harcayan baba da devamlı oğlum başında idi. Babası, abisi ve ben oğlumun emrine amade olup, bir istediğini iki etmeyip; her isteğini yerine getirdik.

İki gün sonunda sargısı düşünce hemen ılık suyun altına sokup, bir duş aldırdık. Daha sonra doktorun verdiği kremi o bölgeye sürdük. Ağrı kesicisini yine her 6 saatte içirmeye devam ettik. Böylece öyle büyük ağrı yaşamadan atlattık.

Sünnetli iken ilk bir hasta altına bir şey giymedi. Uzun tişört ve gömlek ile evin içinde dolandı. Çünkü sünnetin hızlı iyileşmesi için hava alması gerekiyormuş. Birde üstelik bir şey değince acıdığı için oğlumda zaten giymek istemiyordu.

Bir hafta sonunda dikişler yavaş yavaş dökülmeye başladı. Allah'ıma binlerce şükür ki korktuğumuz başımıza gelmedi. Öyle çok acılı ve stresli bir iyileşme devresi geçirmedik. Sorunsuz şekilde iyileşti.

Bugün tam tamına sünnet olalı 9. gün artık külotunu ve pantolonu sakınmadan rahatlıkla giyebiliyor. Tüm hareketlerini de eskisi gibi yapabiliyor....

Darısı sünnet olmayan, ama olacak olan tüm evlatların başına...

Hoşça kalın....

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Erkek Çocuklarında Sünnet Yaptırma Ve Problemleri

Erkek Çocuklarında Sünnet Yaptırma Ve Problemleri
İlk erkek çocuğu annesi olduğum anlarda hiç aklıma gelmediği için; sünnet konusu hiç gündemimize dahi gelmemişti. Daha ki oğluşum 4 yaşına girdiği günlerde küçük tuvaletini pipisinin bir kaç yerinde iğne deliği gibi delikten zar zor tuvaletini yaptığını görene kadar. Onun küçük tuvaletini yaparken zorlanışı bir problem olacağı endişesi uyandırınca hemen soluğu çocuk cerrahiye de aldık.
Gittiğimiz doktor sorunun BALANİT diye bir hastalık olduğunu; bunun çözümününde çocuğu sünnet yaptırmak ile geçeceğini söyleyince; sünnet meselesi aklımıza geldi. Ve ''Sahi ya bu çocuğun daha sünnet meselesi var'' diye düşünüp. Hemen doktorumuzdan randevu alıp, en kısa sürede sünnet yaptırdık.

Biranda oldu bittiğe geldiği için sünnet yaptırıldıktan sonra neler yapmalıyız, sünnet sonrası ne gibi zorluklar bizi bekliyor... gibi konular hakkında hiç bir bilgimiz yok. Araştırmaya daha doğrusu düşünmeye hiç fırsat olmadan hemen oldu, bittiye gelmişti.

Sonuç olarak ise; bizi çok zorlu vede geç iyileşen bir sünnet sonrası zaman atlattık. Bir kere oğluşumun pipisindeki sargıyı hemen iki gün sonra çıkarılacağını bilmediğimiz için enfeksiyon kaptırmışız. Onun içinde pansuman yaptırmak zorunda kaldık. Tabi pansuman işlemi oğlum için tekrar bir acı ve zor bir dönem oldu. Oğlumun ağrılarının azalması için ağrı kesici içirileceğini bilmediğimiz için o ağrıları çekmesini ve tüm ağlama ve bağırmalarını bizzat yaşadık. Hatta pipisine krem sürme olayından dahi korktuğumuz için bir kere krem sürdük isek; iki kere sürmedik. gibi...

Bu şekilde hemen hemene 15 gün oğlumun sünnetini iyileşmesini bekledik.... İlk oğlumun bu zorlu sünnet iyileşmesini beklerken Efe henüz bir yaşında idi... O sebepten hep içimden ''daha aynı zorluğu Efe'de de yaşayacağım'' diye geçirip, sünnet yaptırma işlemine korkarak yaklaştım.

Tabi bu korku esnasında da boş durmayıp, sürekli babası ile birlikte araştırdık. Bir çocuk kaç yaşında sünnet yaptırılmalı? Sünnet olmadan önce çocuk nasıl hazırlanır? Sünnet olduktan sonra kaç günde iyileşir ve sünnet acısını en az şekilde atlatması için neler yapmalıyız? gibi aklımıza takılan tüm konuların cevabını öğrendik. O sorular içinde ilk soru olan sünnet yaptırma yaşı olarak. Uzmanlar ilk yıllarda yapılmasını öneriyor. İlk yılları geçirdi iseniz de 6 yaşından sonra yaptırılması öneriliyor. Biz ilk yılları geçiren grup içinde yer aldığımız için 6 yaşını bekledik. Ve altı yaşına geldiği zamanda yaz mevsimi en uygun mevsim olacağını kararlaştırıp, 21 temmuz günü saat 9.30 da sünnet yaptırdık.

Sünnet öncesi ve sonrası neler yaptığımızı ve ne kadar süre zarfında iyileştiğini de bir başka yayında paylaşacağım...

Hoşça kalın...