27 Temmuz 2017 Perşembe

Çocuklarda Güneş Alerjisi ve Önleme Yolları

Kızımla bu sene ilk tatilimizi yaptığımızı daha önceki yayınlarda paylaşmıştım. Tatilde faydalanılan güneş ışınları çocuklar için yüksek oranda D vitamini içeriyor. O yüzden biz analar çocuklarını sık sık güneş ışığı alsın diye çaba sarf ederiz. Ancak D vitamini ihtiyacını gün içerisinde maruz kaldığı güneş ışınları yeterli oluyormuş. O yüzden ''çocuğum güneşten D vitamini alsın'' diye çok güneşli havalarda çocukları dışarı çıkarmak gerekmiyor.

Çocuklarda Güneş Alerjisi ve Önleme Yolları

Özellikle kızım gibi beyaz tenli çocuklarda güneş alerjisi olma riski var. O yüzden kızımı güneşe hemen çıkarmadım. Sürekli onu güneşten koruyan bir bebek arabası gölgeliği yada kenarları gölgeli şapka ile korudum. O yüzden mi yoksa kızımda güneş alerjisi yok ondan mı henüz bilmiyorum. Ancak, çok şükür ki kızım, bu sene güneş alerjisi olmadı.

Ama her bebek kızım gibi güneş alerjisi olmaz diye bir kaide yok. Hatta olma ihtimali çok yüksek. Çünkü ülkemizde her dört kişiden birinin bazı dönemler güneşten etkilenip, güneş alerjisi olduğu kanıtlanmış. Özellikle çok sık antibiyotik alan çocukların bağışıklık sistemleri iyice zayıfladığı için güneş alerjisi olma riski antibiyotik kullanmayan yada az kullanan çocuğa oranla daha yüksekmiş.

Peki ya hayat boyu maruz kaldığımız güneşin % 80'ini çocukluk ve gençlik döneminde aldığımızı biliyor muydunuz? O yüzden özellikle çocuklarımızı güneş ışınlarının çok yüksek olduğu saatlerde dışarı çok çıkarmayalım. Yada yüksek faktörlü çocuklar için uygun olan güneş kremlerini sürüp, çıkaralım...

Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Günhar, çocuklarda güneş alerjisine karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi vermiş. O makaleyi okumanızı özellikle tavsiye ederim. Çünkü bir uzmanın tavsiyesini dinleyip, ona kulak vermek daha mantıklı.

Uz.Dr. Günhar güneş alerjisi önleme yollarını şu şekilde sıralamış:
  • Bebeğin güneşte kalma süresi sınırlanmalıdır. Gün içerisinde güneşli günlerde 10.00-16.00 saatleri arasında güneşten uzak durulmalıdır.
  • Aşırı güneş ışığına ani şekilde maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Bahar ya da yaz aylarında fazla güneş ışığına maruz kalan çoğu kişide güneş alerjisi belirtileri görülür.
  • Cilt hücrelerinin güneş ışığına uyum sağlamasına izin verilmelidir. Güneşte kalma süresi yavaş yavaş arttırılmalıdır. Uzun süreli güneşe maruz kalmanın alerji riskini arttıracağı unutulmamalıdır.
  • Koruyucu giysiler önemlidir. Uzun kollu ve geniş kenarlı şapkalar, güneşten cildi korumaya yardımcı olur. İnce ya da gevşek bir dokuya sahip kumaşlar UV ışınlarını geçirebildiği için tercih edilmemelidir.
  • Bebeklere sık sık ciltlerine özel güneş koruyucu uygulanmalıdır. Güneş kremi güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce homojen bir şekilde uygulanmalı ve iki saatte bir kremin yenilenmesine özen gösterilmelidir.
O halde biz analar çocukları için her konu hakkında bilinçlenip, çocuklarını onu uygulamayı kendimize bir görev haline nasıl getirdiysek. Güneş ışınlarına ne zaman\ Nasıl\ Ne şekilde çıkarmamız gerektiğini de öğrenip; o şekilde güneş ışınlarından faydalandıralım ne dersiniz? 

16 Haziran 2017 Cuma

Acaba Oğlum DEHB Mi?

Anne olmak zaten sürekli bir vicdan azabı ile yaşamak demek. Çocuklarımda gördüğüm her olumsuz davranışlardan kaygılanıp, kendimi suçlarım. ''Acaba ben yeteri kadar ilgilenemediğim için mi böyle oldu? Yada benim yaptığım bir hatalı davranış yüzünden mi?'' diye...

Geçenlerde yazdığım ortaokul öğrencilerinde görülen olumsuz davranışlar yazısından sonra araştırmam sonucu. Çocuğumda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozuklu (DEHB) olma ihtimali olduğu düşündüm. Tabi bu böyle kendi kendine karar vereceğin bir durum değil. Bu tanıyı koymak için bir uzmana başvurmak gerekiyor. En kısa zamanda da bir uzmana başvurmayı düşünüyorum.

İsterseniz DEHB teşhisi ne? Ben oğlumda bu DEHB bozukluğu olduğundan nasıl şüphelendim? Hep birlikte bir bakalım. Kim bilir belki sizlerde yada çocuklarınızda da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu vardır. Çünkü bu bozukluk ülkemizde çok yaygın bir durummuş. Ancak çoğu insan DEHB olduğunu dahi bilmeden hayatına devam edermiş. Tabi bu kişiler için hayat ne kadar zor olduğu söylememe gerek yok. O kişiler için zor olduğu gibi o kişiler ile yaşamakta çok zormuş.



DEHB'li çocuklar nasıl olurlar?

1 yaşındayken nasıl olurlar?

''Kolay sinirlenirler, annenin memesine saldırırlar, hava yutarlar; gazlıdırlar, gece sık uyanırlar, kolay rahatlamazlar, gece yarısı oyun isterler ve çok enerjiktirler.'' Oğlumda bu davranışların hepsi vardı. Özellikle gazlı olması ve geceleri sık uyanması en belirgin özelliğiydi. O yüzden her gece Hasta hanenin yolunu aşındırdığımızı bilirim. Tabi ilk çocuk tecrübesiz bir annesin. Çocuğun sürekli ağlaması, hemi de hiç susmadan ağlamasından korkup: ''acaba hasta mı? Bir yerimi ağrıyor diye endişeleniyorsun, doğal olarak...

Okul öncesi dönemde nasıl olurlar?

''Sürekli hareket halindedirler; atlarlar, koşarlar, zıplarlar, çok konuşurlar, isteklerini erteleyemezler, kurallara uymazlar, sıralarını bekleyemezler, bir konu üzerinde uzun süre çalışamazlar, faaliyetleri genelde yarım bırakırlar, arkadaşlarıyla sık sık itişip kakışırlar, az uyurlar ve sakarlıkları nedeniyle sık sık yaralanırlar.'' Yine her yazılanın tamamının yaşadık. Özellikle az uyuma olayı halen yaşamaktayız.

Okulda nasıl olurlar?

''Yaşıtlarıyla aralarında zeka açısından fark yoktur. Akademik performansları istikrarsızdır. Parlak zekalı olan çocuklar dikkatsiz ve dağınık olmalarına rağmen genellikle biraz çaba ile zaman içerisinde bir işi tamamlama yetisine sahiptir.'' İlk okul döneminde öğretmeni ve benim ilgim üzerinde daha fazla olduğu için çalışmalarını ve ödevlerini bir plan program halinde yaptığı için başarılıydı. Hatta çok başarılıydı. Ancak orta öğretime geçince her derse giren farklı öğretmen olduğu için. Öğretmenler ders saatlerinde derse girip, konuyu anlatıp çıktıkları için oğlum dikkatini o derse fazla veremiyor. Hele ki birde sınıfta dikkatini dağıtan bir ses vede hareketlilik varsa o dersten tamamen kopukluk yaşıyor.

Evde ve dışarıda nasıl olurlar?

''Dikkatsizlikleri ve dalgınlıkları nedeniyle kendilerine denileni tam ve doğru şekilde anlamazlar, akabinde istenilmeyen davranış sergileyebilirler. Bu da onlara olumsuz yönde geri dönüş sağlar'' Misal ona bir görev verdiğin zaman o görevi ya tam anlamaz. Yada o görevi bitiremez. Bunu bilinçli olarak yapıyor sansakta aslında bilinçli olarak yaptığından değil. Sadece dikkatini toplayıp, o göreve odaklanamadığı için yapamaz.


DEHB'in etkileri kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Kendi belirtilerinizin ve çocuklarımızın belirtilerinin nasıl ortaya çıktığını bilmek ve buna göre baş etme stratejileri üretebilmek için kendinizi eğitmeniz çok önemlidir. Çünkü erken teşhis ile bu sorunun üstesinden gelip, geri kalan zamanlarınızı rahat ve huzurlu geçirebilirsiniz.

DEHB'li kişiler geri zekalı yada normal çocuklardan daha az zeki değillerdir. Aksine daha zeki ve üstün zekalı dahi olabilirler.  O yüzden bu tarz kişiler için peşin hükümlü olmayın. Aksine onları anlamaya çalışın...


8 Haziran 2017 Perşembe

Yeni Doğan Bebeklerde Yaşanan Köprücük Kemiği Kırığı Ve Tedavisi

Annelik duygusu bebeğinizi karnınızda hissettiğiniz o ilk gün oluşuyor. 9 ay karnınızda çok değerli bir varlık olduğunu bilip, oturuş-kalkış hatta yürüyüşünüz dahi değişiyor. Nedeni ise çok açık 'ona bir zarar vermeyeyim...'
Bebeğini çok hassas şekilde taşırken, rutin kontrollerde dahi en ufak bir değerin yükselmesi yada düşmesinde çok büyük sarsılıp, panik oluruz.
Ve o kutlu gün, karnında bağ kurduğun yavruna kavuşma günü...
Nihayet 40 hafta hayalini kurduğun senin bir parçan olan yavruna kavuşmuş ve kokusunu doya doya içine çekebilirken. Birde öğrenirsin ki. Doğum sırasında bebeğine zarar verilmiş köprücük kemiği kırılmış!.. Zaten lohusa olduğun için buluttan nem kapar halde iken, bebeğinin köprücük kemiği kırılmış. Üstelik bu kırık doğum doktorun yüzünden olduğunu öğrenince, resmen üstünden koca bir kova kaynar su dökülmüş gibi acı hisseder ve ne yapacağını şaşırır. Evde matem havası estirirsin. 9 ay ona bir zarar gelmesin diye nerde ise yan yatıp, uymayı dahi kendine yasaklarken. Bebeğin, doktorunun hatası yüzünden köprücük kemiği kırılmış...Ben bu duygularla kah doktoruma kızıyor, kah kendime kızarken, aklımı nerde ise kaybetmiş durumda idim. Olaylardan benim kadar etkilenmeyen eşim. Evimizde tek aklı selim insan olarak köprücük kemiği kırığı araştırmasına girmiş. Ve öğrenmiş ki fazla büyütülmemesi gereken bir kırık olduğunu. Tabi sen bunu gel de taze anne olmuş, lohusa kafalı bir anneye anlat...

Yeni Doğan Bebeklerde Yaşanan Köprücük Kemiği Kırığı Ve Tedavisi

Doğumda yaralanma neden olur?

Normal doğumlarda bu tarz yaralanmalar. Her 1000 çocuktan 5'inin başına gelebilen bir olaymış. Nedenleri ise: Bebeğin kilo olarak büyük olması sebebi ile rahimin bebeğe dar geldiği durumlarda bebek oksijensiz kalmasın diye bebeğin köprücük kemiğini kırıp rahimden çıkarırlarmış. Çünkü bebek oksijensiz kaldığı zaman ya ölür yada beyin özürlü olma riski olduğu için.

Doğumda nasıl yaralanmalar olur?

Kafa şişme,kafa tasında kan birikmesi, kafa tası kırıkları, köprücük kemiği kırılması, burun kemiği kırılması, eklem zedelenmeleri gibi... yaralanmalar oluşurmuş. Bu yaralanmalar bir hekim kontrolünde tutulup, kolaylıkla atlatılabilen yaralanmalarmış. Ben diğer yaralanmaları bilmiyorum ancak 50 gün önce yaptığım doğumda o 1000 çocuktan 5'inin arasına kızımın sağ omuzundaki köprücük kemiği kırılması sebebi ile girdim. Şimdi de sizlere neler yaşadığımızı ve süreci nasıl atlattığımı kısaca anlatmak istiyorum.

Köprücük kemiği kırığı olduğu nasıl anlaşıldı?

Kızım 17 Nisanda dünyaya gözlerini açtı. Gece doğum yaptığım için  geniş yelpazeli bir bebek doktoru kontrolü yapılmamış. Ancak öyle kaygılanacak bir durum olmadığı için kızım ile birlikte doğumhaneden odamıza getirildik. Çok şükür en korktuğum olaydan, doğum olayından kurtulmuştum. Artık derin bir nefes alıp, içten bir 'ohhh!' çekebilirdim. Ve çektim de....

Halbuki nereden bilirdim ki sabah gelen çocuk doktoru kontrolünde alacağım bir haber ile sevincim kursağımda kalacağını. Sabah doktor muayenesinde bebeğimin röntgeninin çekilmesi gerektiğini söyledi. Ben 'neden?' diye sorduğumda ise 'Korkulacak bir durum yok. Sadece bir şeyden şüphelendim. Emin olmak için' dedi. Tabi ben yine her doğum yaptığımda yaşadığım aykü düşüklüğü yaşadığımdan olsa gerek şüphelendiği şeyin ne olduğunu dahi sormak aklıma gelmedi. Ve aklıma hiçbir şekilde kötü düşünce gelmeden bir teknisyen ile gidip, kızımın röntgenini çektirdim. 

Sonuç çocuk doktoruna gidince; doktor kızımın sağ omuzundaki kırıktan emin olmuş ve 'birde fizik tedavi doktoru görsün' diye not düşmüş. Fizik tedavi doktoru o gün yoğun olduğu için bizim odaya gelememiş. Ertesi gün gelen çocuk doktoru ile kızımın omuzundaki köprücük kemiği kırılmasını öğrendim. Ve şok oldum... 

Köprücük kemiği kırığı olan çocuklara ne uygulanmalı?

Aslında hiçbir şey uygulanmıyor. Sadece fizik tedavi doktorunun dediğine göre sağ kolunu göğsüne koyup, o şekilde fazla sıkmadan kundaklanması gerekiyormuş. Tabi birde kıyafeti giydirirken sağ kolundan, çıkartırken de sol kolundan başlanması gerekiyormuş. Henüz çok küçük olduğu için öyle büyük insanlarda yaşanan kırık acısını o hissetmezmiş. Bu söz beni biraz olsun rahatlatmıştı. Çünkü çocukluğunda çeşitli yerleri kırılmış biri olarak kırık acısının ne kadar acı olduğunu çok iyi bildiğim için. 'zavallı yavrumun o acı ile nasıl baş edecek' diye çok korkmuştum.

5 günlük iken ortopediye götürüp, tekrar röntgen ve doktor kontrolü yaptığımızda kırığın halen tutmadığını. Ancak en geç 1 aya tutacağını. Bu tarz kırıklar bebekler için kokulacak bir durum olmadığını öğrendim. Çünkü benim bebeğim sağ kolunu gayet normal şekilde hareket ettirebiliyordu. Bu iyi bir şeymiş. Çünkü bebeğin köprücük kemiği kırılmış. Ancak sinirleri zarar görmemiş. O yüzden evham yapıp, korkmamıza gerek yokmuş. Bebeğimin sinirlerinin zarar görmediğini öğrenip, biraz daha rahatladım. Ama tabi ana yüreği yinede öyle rahat durmuyor. Sürekli korkup, üzülmeye ve içten içe kendini suçlamaya devam ediyordu...

Ve 1 aylıkken yine tekrar kontrole götürünce çekilen röntgen ile gördük ki kemik tutmuş. Çok şükür ki kızım artık kurtulmuş... O gün sanki üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hafifleyip, eve ağzım kulaklarımda döndüm...

Not: Bu yazıyı yazıp bloğumda bulundurmak istedim. Çünkü. biliyorum ki benim gibi bebeklerinde doğum yaralanması yaşayan analar ilk anda çocukları gibi sorun yaşamış ve bu olayı atlatmış 1. kişi kaleminden dökülmüş yazılar okumak istiyor. Nede olsa damdan düşenin halinden damdan düşen anlarmış. Bunu bildiği için onu en iyi anlayan başka bir annanın başından geçen doğum yaralanma ve iyileşme hikayesini okuyup, öğrenmek istiyor. O sebepten bu yazımda burada dursun. Umarım bir anneye dahi olsa ferahlık verip, rahatlatabilirim...

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Çocuklarda Büyüme Ağrısı

Çocuklarda Büyüme Ağrısı

Emir'in en büyük hobisi; hatta hobisi olmaktan daha çok arzusu, iyi bir futbolcu olmak... Kuzumun bu arzusu bazen o kadar abartılı oluyor ki, bıraksan sabah akşam yorulmadan top peşinde koşacak... Onun o halini gördükçe analık hormonlarım ağır bastığı anlarda, ona bir şey olacak, sakatlanacak diye çok korkuyorum. Çünkü futbol oynadığında görüyorum ki ondan yaşça ve bedenen büyük çocuklar ile de top oynuyor. Allah korusun ya ayağına çok sert vururlarsa, ya top suratına çok sert çarparsa, ki gözünde gözlükte olduğu için neler olabileceği ihtimali aklıma gelince dahi afakanlar basıyor. :( diye sürekli bir tedirginlik halindeyim... :(

O yüzdende oğlum mahalle maçlarına giderken ya da arkadaşları ile futbol oynamaya giderken kimler ile oynayacağını, oynadığı kişiler arasında ondan büyük çocukların olup, olmadığına varana kadar en ince ayrıntısına kadar sorar. Eğer tatmin olacağım cevaplar alamazsam gitmesine izin vermem. Benim bu hareketime çok sinirlenir ve baba-oğlu bana: '' Ne biliyorsun oğlunun büyük bir futbolcu olmayacağını, belkide sen bu şekilde onu engelleyerek onun geleceğine mani oluyorsun, Arda'nın annesi de senin gibi oğlunu arkadaşları ile top oynamaya göndermeseydi; bu kadar büyük bir oyuncu olmayacaktı'' diyerek bana sözle baskı yapıyorlar. Bazen onlar beni yenip, oğlumun top oynamasına izin vermek zorunda bırakırken, bazende ben onları yenip, o gün top oynamak yerine hep birlikte başka bir şey yapıyoruz... gibi...

Tabi oğlum top oynamanın zorlukları olan dizlerini kanatma, bacaklarında morarma gibi fiziksel aksiliklerde yaşıyor. Bu gibi durumlarda genellikle tentürdiyot ve buz gibi ufak tedaviler yaparak geçiştiriyordum. Ki zaten zamanında 'hangimizin dizi kanamadan ve bacakları morarmadan büyüdük ki!' diye düşüyordum.

En son bir ay önce gece uykusunda ağlayarak uyanana kadar. Uykusundan: ''bacağım ağrıyor!'' diye bas bas bağırarak uyandığını görünce; '' Eyvah bacağını, top oynarken sakatlamış'' diye hemen korktum. Onun, o iki gözü çeşme ağlar halini gören babası da korktu. Ve hemen en yakın acile götürdük. Tetkikler ve muayene sonucu; çok şükür ki hiçbir şey olmadığını öğrendik. Peki neden bu şekilde bacaklarının ağrıdığını sorunca da doktor bize: ''Yaşı itibari ile kas ağrısı yani bizim anlayacağımız şekilde büyüme ağrısı olabileceğini söyledi.'' Ki zaten biz doktora götürdüğümüz zamanda ağrısı çoktan geçmiş ve sakinleşmişti. Doktor büyüme ağrısı deyince zaten biz hemen kendi çocukluğumuzu hatırlayıp, o ağrıların ne meret bir ağrı olduğunu hatırlayıp, sakinleştik.

Büyüme Ağrısı Nedir?

Çocuklarda büyüme ağrısı, 3–12 yaş arasında çoğunlukla bacaklarda, gece ve akşamları, uykudan uyandıracak şekilde yoğun olan bir ağrıdır. Bu ağrı bazen birkaç dakika sürebilir, bezende birkaç saat. Nedeni bilinmeyen ağrılardır... Eklem yada kemikte olmayan bu ağrı kas ağrısı gibidir. Genellikle fiziksel aktivite sonrası görülür. Kimi zaman günlerce ağrı hissedilmez, kimi zamanda sık ağrılar olabilir.

Büyüme Ağrısının Tedavisi

Bu ağrının hiçbir şekilde tedavisi yok. Bu şekilde çocuk bacağım ağrıyor diye huysuzlandığında hemen bacağına masaj yapın ve sıcak bir havluya sarıp, sıcak uygulayın. O zaman bir müddet sonra geçiyor. Biz genellikle Emir'in bacaklarına biraz masaj yaptıktan sonra ütü ile ısıttığımız ılık havluyu ağrıyan yere sarıyoruz. Bu şekilde yapınca genellikle Emir: ''ohh be! Geçti...'' diyor.


Eğer çocuk yürürken topallıyorsa, ağrı ile birlikte ateşi varsa, eklemde şişlik ve kızarıklık varsa mutlaka doktora götürmelisiniz.. Çünkü bu belirtiler büyüme ağrısından değil. Allah korusun başka bir sebepten dolayıda olabilirmiş....

Hoşça kalın.

24 Mart 2016 Perşembe

Çocuklarda El Ayak Ağız Hastalığı

Geçen hafta Efe okuldan gelince, akşam yemeğini dahi yemeden uyumak istedi. ''anne çok yorgunum uykum var. Karnım aç değil. Sonra yesem olur mu?'' dedi... Hemen ateşine baktım bir şey yok. Öyle burnu filan de akmıyor. Öksürükte yok...
'Herhalde okulda çok koşturdu da ondan yoruldu' diye düşünüp, uyumasına izin verdim.
Bir saat sonra yanakları kıpkırmızı olarak uyandı. Hemen elimi alnına koyunca, ateş gibi yandığını hissettim. Ateş ölçer ile ateşini ölçtüm. Ateşi 37.8 derece olduğunu görünce; hemen ateş düşürücü bir şurup içirdim. Sonrada ılık duş yaptırdım. Ilık duş yaptıktan sonra ateşi biraz düştü.
Ama aradan bir iki saat sonra yine ateşi yükseldi, sonra düştü derken o geceyi ateş nöbeti ile geçirdik.

Çocuklarda El Ayak Ağız Hastalığı

Ertesi gün ateşi düşmüş ama, üzerinde halsizlik olduğunu da görünce, ''her halde mevsim değişikliğinden dolayı hastalandı'' Diye düşünürken; ağzının kenarında bir kaç tane sivilceye benzer, su çiçeğine benzer kızarıklıklar görünce. ''amaninnn oğlum su çiçeği geçiriyor!'' dedim, demesine; ama hemen aklıma küçükken geçirdiği su çiçeği geldi. Ve ''Nasıl yani, bu çocuk su çiçeğini geçirdi ki?'' diye düşünüp, hemen doktora koştum.

El-ayak-ağız hastalığı nedir?

Doktora gittiğimizde; doktor muayeneden sonra:

 - Su çiçeği çıkaran bir çocuk tekrara su çiçeği çıkarabilir. Ama Efe su çiçeği çıkarmıyor. Efe de son yılların moda çocuk hastalığı olan; el-ayak-ağız hastalığa yakalandığını söyledi....

 - Neee, o nasıl bir hastalık mış, moda mı. hastalığın modası mı olurmuş ya? diye doktorun suratına gözüne far tutulmuş tavşan gibi şaşkın şaşkın bakarken.

Doktorumuz gülümseyerek. Bu hastalık 2012 yılından itibaren Ülkemizde görülen bir hastalık olduğunu söyledi. Özellikle 10 yaş ve altı çocuklarında sıkça görülen bir hastalık olduğunu. Bu hastalığın Suriyelilerin getirmiş olduklarını düşündüklerini, anlattı...
El-ayak-ağız hastalığı ilk ateş olarak başlayıp, boğaz kızarıkları ile devam edermiş. O yüzden bu hastalığı grıbel enfeksiyon ile karıştırmamız çok normalmiş. Daha sonra Vücudun avuç içleri, ayak tabanları ve ağız kenarlarında su çiçeğine andıran; ama su çiçeğinden biraz daha küçük kırmızı döküntüler çıkarmış. Ki zaten bende ilk bu kızarıkları görünce su çiçeği sanmıştım.


El-ayak-ağız hastalığının nasıl tedavi edilir?

 -Tamam hastalığın tespitini ve ismin anladım. Ama ya tedavisi ne?

Diye sorunca öğrendim ki; bu hastalığın özel bir tedavisi yokmuş. Bu hastalığa çocuk ilk tutulduğunda ateş yaptığı için, ilk günlerde normal ateş düşürücüler kullanmalı. Daha sonra ise döktüğü kızarıklıkların sebep olduğu kaşıntıyı azaltmak için losyon kullanılabilir. Ama kullanılmazsa da olur. Bu tamamen çocuğun o hastalığı geçirdiği duruma göre değişir. Çocuğun döktüğü kızarıklar fazla ve çok kaşıntı yapıyorsa kullanılır. Ama yok benim kuzum gibi fazla döküntüleri yoksa kullanılmasa da olur. Hastalık bir hafta içinde geçiyor. Vücudunda ki kızarıklar ise kuruyarak yerine kahverengiye andıran bir lekeye bırakıyor. Şuanda oğlumun hastalığının son durumu, doktorun dediği şekilde kızarıklar kurumuş halde... Sakın endişelenmeyin, o şekilde de kalmıyormuş. Zamanla o lekelerde kendiliğinden gidiyormuş.

El-ayak-ağız hastalığı bulaşıcı mı?

Evet bulaşıdır. Bu hastalık solunum yoluyla, tükürükle, yakın temasla ve dışkı yoluyla bulaşırmış. Ki zaten öğrendim ki bu hastalığın belirtisinden olan Efe'nin sınıfında 4 çocuk daha varmış. Bu hastalığa yakalandıklarını düşündükten sonra çocuklar için rapor alıp, okula göndermedik. Yoksa diğer türlü tüm sınıfın yakalanma riski vardı.
Bu hastalığın en etkili korunma yolu; hijyen. Çocuklara özellikle okulda iken sık sık ellerini yıkamaları için uyarmalıyız. Yoksa kirli elini ağzına götürdüğü takdirde bulaşırmış.

Bir antin kuntin isimli, hastalığa daha yakalandı kuzum.... Allah'ıma çok şükür ki sorunsuz bir şekilde, bu hastalığı da atlattık. Bu postu yazma gereği hissettim. Çünkü bu hastalık bulaşıcı ve yaygın olduğu için sizlerinde kreşe ya da okula giden çocuklarınız varsa, yakalanabilir. Yakalanınca çok korkulacak bir hastalık olmadığını bilin ve korkmayın diye...

Hoşça kalın.

30 Temmuz 2015 Perşembe

EFE SÜNNET OLDU

İlk oğlum Emir de yaşadığımız sünnet sonrası sıkıntılarımızı burada ki yazımda paylaşmıştım Emir de edindiğimiz tecrübe sonrası Efe'nin sünnet yaptırma olayına daha bir özenli yaklaşıp. Yeni doğan sünnetini geçirdiğimiz için yeni doğan sünnetinden sonra en uygun yaş aralığını bekledik.

Sünnet Düğünü Yaptırmaya Nasıl Karar verdik?

Oğlum 6 yaşını doldurduktan sonra sünnet yaptırmaya karar verdik. Bunu oğluma sağlık açısından yararları, dini açıdan gerekliliği gibi ufak ufak onun anlayacağı şekilde yavaş yavaş anlatırken. Babası kendi sünnetini anlatıp, bunun sonunda ona ödül olarak sünnet düğünü yapıldığını anlatınca Efe çok heyecanlanıp:
-Anne ben sünnet olunca benimde düğünüm olacak mı? diye sormasın mı?....

Hiç aklımızda yokken birde sünnet düğünü meselesi o gün kafamızı karıştırdı.

''Acaba düğün yapsak mı? Ama Emir'e yapmadık. O zaman ona haksızlık olmaz mı? Üstelik öyle düğün tarzı şeylerden de pek haz duymam. Ne yapsak diye'' Eşimle konuşarak. En sonunda ikisini de bir sünnet düğünü yapmaya karar verdik.

Çünkü eşim kendi sünnet düğününü devamlı bir güzel anı olarak hatırladığını, çocuklarda aynı şekilde ilerleyen yıllarda o düğününü hatırlayıp, gülümseyeceklerini ısrarla bana anlattı. Ve beni ikna etti.

Aslına bakarsanız Emir'e; Efe ile birlikte sünnet düğününün olmasını isteyip, istemediğini sorduğumda en az Efe kadar Emir'inde heyecanlanıp, kabul etmesi beni daha çok ikna etti. Ama neyse... :P

 Büyük Gün (Sünnet Olduğu Zaman):

14 Temmuz salı günü saat 9.00 da hastahaneye gittik. Hastahaneye giderken sürekli arabada sünnet olmasından çok düğünü ile ilgilenip, ''düğünümde bu olacak mı? şu olacak mı?'' gibi sorulara cevap vererk gittik. ;)

Hastahaneye gidince işin ciddiyetini anlayıp, korkan kuzum biraz tırsıp: ''ben sünnet olmak istemiyorum'' diye dayattı. Biz onun yumuşak karnını öğrendiğimiz için sünnet düğünü hakkında ''şöyle olacak, böyle olacak. Bak abinde oldu. Sor bakalım hiç acı hisatmiş mi?'' diye konuşarak onu yine ikna ettik.

Oğlumu sünnet yapacak olan doktor güler yüzlü iyi bir insandı. Efe'yi görünce ''Bu delikanlı mı sünnet olacak? Gözleri güzel yakışıklı, erkek mi olacak?'' gibi konuşarak oğlumu rahatlatmaya çalıştı. Tabi oğlumu rahatlatırken benim suratımda ki korkuyu farketmiş olacak ki beni de rahatlatmak için: ''korkma, korkulacak bir durum yok. Acı hissetmeyecek. Anam babam üsülü bir sünnet olacak'' dedi...


Sünnet Nasıl Yapıldı?

Sünnet yapılırken ben devamlı oğlumun yanında onun başını okşayıp, geçeceğini söyleyerek sakinleştirdim. İlk olarak oğlumu bir yatağa yatırıp, belden aşağısına yeşil bir örtü örtüler. Örtünün açık olan bölmesinden oğlumun pipisini önce sterilize ettikten sonra mink bir iğne ile o bölgeyi uyuşturdular. Bu sırada iğnenin verdiği acı ile biraz ağlayan kuzum daha sonra hiçbir şey hissetmedi. Zaten doktorumuz da ''bu bölge hassas olduğu için ağlaması normal daha sonra hiçbir şey hissetmeyecek'' dedi...

Biraz bekleyip, anastazinin etkisin göstermesini bekledik. Daha sonrada doktorumuz ve asistanı ile birlikte gelip, işleme başladılar. O esnada oğlumdan çok endişeli olduğum için saate bakmak hiç aklıma gelmediği için zaman konusunda kesin olarak bir şey diyemem ama sanırım yaklaşık bir 15 ile 20 dakika arası sürdü...

Genel olarak acıya dayanıklı bir bünyem olduğu için dayanabileceğimi düşünmüştüm. Ama o işlemin yapılmasını ben dahi zaman zaman bakamayıp, yüzümü çevirdim. Tabi tüm bu işlemler yapılırken oğlum her şeyden habersiz yatıyordu. Acı hissetmediği her halinden belli idi. Onun o hali beni biraz rahatlattı. Tüm işlem bitene kadar kendimi öyle bir sıkmışım ki. Doktor 'Tamam işlem bitti'' dediğinde gözlerimden yaşlar süzüldü.

Doktorumuz benim halimi görüce gülüp: ''hadi gevşe, geçti bak'' dediğinde biraz rahatlayıp, oğluma sarıldım...
sünnet nasıl yapılır ve sonrası neler yapılmalı

Sünnet Sonrası Neler yaptık?

Basit ama kanlı bir işlem sonucu oğlumun pipisini sarıp. Doktorumuz bize sünnet sonrası neler yapmamız gerektiği konusunda bilgilendirip eve gönderdi.

Eve geldiğimizde anastizin etkisinin geçip, acı hissetmemesi için hemen bir ağrı kesici şurup içirdik.

İlk gün eve gelince iştahı çok açık olan oğluma istediği şeyleri hazırlayıp, yedirdik. Sünnet olacağı gün senelik iznin bir kısmını oğlumun sünnet anı ve iyileşmesi için harcayan baba da devamlı oğlum başında idi. Babası, abisi ve ben oğlumun emrine amade olup, bir istediğini iki etmeyip; her isteğini yerine getirdik.

İki gün sonunda sargısı düşünce hemen ılık suyun altına sokup, bir duş aldırdık. Daha sonra doktorun verdiği kremi o bölgeye sürdük. Ağrı kesicisini yine her 6 saatte içirmeye devam ettik. Böylece öyle büyük ağrı yaşamadan atlattık.

Sünnetli iken ilk bir hasta altına bir şey giymedi. Uzun tişört ve gömlek ile evin içinde dolandı. Çünkü sünnetin hızlı iyileşmesi için hava alması gerekiyormuş. Birde üstelik bir şey değince acıdığı için oğlumda zaten giymek istemiyordu.

Bir hafta sonunda dikişler yavaş yavaş dökülmeye başladı. Allah'ıma binlerce şükür ki korktuğumuz başımıza gelmedi. Öyle çok acılı ve stresli bir iyileşme devresi geçirmedik. Sorunsuz şekilde iyileşti.

Bugün tam tamına sünnet olalı 9. gün artık külotunu ve pantolonu sakınmadan rahatlıkla giyebiliyor. Tüm hareketlerini de eskisi gibi yapabiliyor....

Darısı sünnet olmayan, ama olacak olan tüm evlatların başına...

Hoşça kalın....

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Erkek Çocuklarında Sünnet Yaptırma Ve Problemleri

Erkek Çocuklarında Sünnet Yaptırma Ve Problemleri
İlk erkek çocuğu annesi olduğum anlarda hiç aklıma gelmediği için; sünnet konusu hiç gündemimize dahi gelmemişti. Daha ki oğluşum 4 yaşına girdiği günlerde küçük tuvaletini pipisinin bir kaç yerinde iğne deliği gibi delikten zar zor tuvaletini yaptığını görene kadar. Onun küçük tuvaletini yaparken zorlanışı bir problem olacağı endişesi uyandırınca hemen soluğu çocuk cerrahiye de aldık.
Gittiğimiz doktor sorunun BALANİT diye bir hastalık olduğunu; bunun çözümününde çocuğu sünnet yaptırmak ile geçeceğini söyleyince; sünnet meselesi aklımıza geldi. Ve ''Sahi ya bu çocuğun daha sünnet meselesi var'' diye düşünüp. Hemen doktorumuzdan randevu alıp, en kısa sürede sünnet yaptırdık.

Biranda oldu bittiğe geldiği için sünnet yaptırıldıktan sonra neler yapmalıyız, sünnet sonrası ne gibi zorluklar bizi bekliyor... gibi konular hakkında hiç bir bilgimiz yok. Araştırmaya daha doğrusu düşünmeye hiç fırsat olmadan hemen oldu, bittiye gelmişti.

Sonuç olarak ise; bizi çok zorlu vede geç iyileşen bir sünnet sonrası zaman atlattık. Bir kere oğluşumun pipisindeki sargıyı hemen iki gün sonra çıkarılacağını bilmediğimiz için enfeksiyon kaptırmışız. Onun içinde pansuman yaptırmak zorunda kaldık. Tabi pansuman işlemi oğlum için tekrar bir acı ve zor bir dönem oldu. Oğlumun ağrılarının azalması için ağrı kesici içirileceğini bilmediğimiz için o ağrıları çekmesini ve tüm ağlama ve bağırmalarını bizzat yaşadık. Hatta pipisine krem sürme olayından dahi korktuğumuz için bir kere krem sürdük isek; iki kere sürmedik. gibi...

Bu şekilde hemen hemene 15 gün oğlumun sünnetini iyileşmesini bekledik.... İlk oğlumun bu zorlu sünnet iyileşmesini beklerken Efe henüz bir yaşında idi... O sebepten hep içimden ''daha aynı zorluğu Efe'de de yaşayacağım'' diye geçirip, sünnet yaptırma işlemine korkarak yaklaştım.

Tabi bu korku esnasında da boş durmayıp, sürekli babası ile birlikte araştırdık. Bir çocuk kaç yaşında sünnet yaptırılmalı? Sünnet olmadan önce çocuk nasıl hazırlanır? Sünnet olduktan sonra kaç günde iyileşir ve sünnet acısını en az şekilde atlatması için neler yapmalıyız? gibi aklımıza takılan tüm konuların cevabını öğrendik. O sorular içinde ilk soru olan sünnet yaptırma yaşı olarak. Uzmanlar ilk yıllarda yapılmasını öneriyor. İlk yılları geçirdi iseniz de 6 yaşından sonra yaptırılması öneriliyor. Biz ilk yılları geçiren grup içinde yer aldığımız için 6 yaşını bekledik. Ve altı yaşına geldiği zamanda yaz mevsimi en uygun mevsim olacağını kararlaştırıp, 21 temmuz günü saat 9.30 da sünnet yaptırdık.

Sünnet öncesi ve sonrası neler yaptığımızı ve ne kadar süre zarfında iyileştiğini de bir başka yayında paylaşacağım...

Hoşça kalın...

18 Aralık 2013 Çarşamba

Çocuklarda Soğuk Algınlığı İçin Doğal Tedavi Yöntemi

Merhabalar arkadaşlar şu aralar bloğumu biraz ihmal ettim biliyorum... Ama bir sorun neden diye?... Nedeni küçük oğluşum Efe'nin hasta olması kuzucuğum pazartesiden buyana soğuk algınlığı var. Belirtileri ise, ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı derken ardından gelen öksürük şeklinde gelen 3-4 günlük bir süreçtir.

Sizlerinde bildiği üzere çocuklarda hastalık bu kış aylarında sık sık tekrarlanan bir durum olduğu için sık antibiyotik şurup içirmemeye özen gösterelim. Malum bildiğiniz üzere o antibiyotikler aslında kuzucuklar için çokta iyi değil, ben çok mecburi olmadıkça içirmemeye özen gösteririm.

Pazar günüden beri Efede grip rahatsızlığı vardı... Oğluşum bu sebepten okula göndermedim ve ben onu kendi yöntemimle tedavi ettim... Öncelikle oğluşuma antibiyotik içirmemek için doğal bir ilaç hazırladım... Aslında nasıl yaptığımı vede ilk halin olan resimlerde vardı ama maalesef bilgisayarın acizliğine uğradığı için resimler silinmiş. :(

Çocuklarda Soğuk Algınlığı İçin Doğal Tedavi Yöntemi
Yukarıdaki resimde gördüğünüz karışım 4 günün sonunda kalan son kısımları

1-Burun akıntısı ve tıkanıklığı için: Nane,limon zencefil karışımı ile yapılan çaylar iyi geliyor.Ayrıca tere de iyi gelir. Ancak alerjisi olan çocuklara dikkat,faydadan çok zarar verebilir.



2-Soğuk algınlığı için: Limon, zencefil, bal. Her derde deva üçlüyü kullandım... Balın etkisi çoğu öksürük şuruplarından daha etkin. Limon doğal bir antiseptik ve C vitamini kaynağı. Zencefil ise doğal bir antihistaminiktir. 

Malzemeler:
1 adet orta boy kavanoz
kavanozun yarısını dolduracak kadar taze zencefil
1 limon (dilimlenmiş)
yeteri kadar bal

Hazırlanışı: Zencefili küçük küçük doğrayıp kavanozun içine koyun sonra bir limonu önce bir güzel yıkayıp daha sonra kabukları ile birlikte dilimleyin. Ve son olarak üstünü geçecek şekilde balı da koyup bir güzel karıştırıp kavanozun kapağını sıkıca kapatıp buzdolabının kapağına koyun... Bir gün bekledikten sonra içinde su gibi olan bal karışımını çocuklara şurup içirir gibi günde 3 defa birer kaşık içirin. Bu karışımın hiçbir yan etkisi olmadığı için hasta olmayan çocuklarınıza da yapıp içirebilirsiniz. Çünkü bu sayede çocuğunuzun bağışıklık sistemi güçlendiği için kolay kolay hastalanmaz. Bu karışımdan ben büyük oğlum Emir'e de içirdim bu sayede kuzucuğum Allah'a şükür hiç hastalanmadan atlattık. Çünkü normalde biri hasta olunca diğeri de hemen yakalanır ikiside birden hasta olurdu. Ama bu karışım sayesinde Emir yakalanmaktan kurtuldu.


Çocuklarda Soğuk Algınlığı İçin Doğal Tedavi Yöntemi


Resimde de gördüğünüz gibi içindeki zencefil vede limon dilimlerini de içinden çıkarıp bir çaydanlıkta sıcak su ile çay demleyerek kendimiz içtik... Gördüğünüz üzere bu karışımın etinden vede sütünden yaralandım :) 

Ve sonuç olarak ise oğluşum hastalıktan kurtuldu sabah okuluna gidecek... :) Hepimiz için, özellikle de çocuklarımız için hastalıklardan uzak sağlıklı bir kış geçirmek dileğiyle…

Hoşça kalın.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Efem su çiçeği çıkardı

Efem, küçük tosuncuğum şimdi de su çiçeği çıkarıyor :(( bütün aksilikler hastalıklar onu buluyor; zavallı kuzum benim, dün yüzünde küçük küçük böcek ısırığı gibi bir şeyler gördüm. Ama açıkçası fazla dikkate almadım, alerji olmuş herhalde diye. Ama bugün sabah kalktığında bir baktım ki o kırmızılıklar kafasında, sırtında , karın kısmında da çıkmış. Onu o şekilde görünce çok telaşlandım hemen hasta haneye koştum. Doktor baktı 'bu su çiçeği dedi dikkat edin kaşımasın eğer ki karışsa iz kalır' dedi... Ve bize birde şurup yazıp gönderdi. Alttaki resimde hasta hanenin ön kısmındaki parkta çektim. 


Oğluşum şimdilik kaşımıyor iyi gibi normal şekilde televizyonun karşısında çizgi film izliyor umarım en yakın zamanda iyileşir.

Gözleri için ise de bu postumdan okuyabilirsiniz.Doktorlardan onay almıştık son olaraktan narkozdan da onayı alıp, göz doktoruna çıktık. Doktor salı gününe ayarlayıp randevuyu vermişti. Narkoz vurulup, bakılacaktı; ama bugünkü doktor bu şekilde olmaz erteletin dedi. Herhalde bu amali hayat işi yine kalacak, her şeyde bir hayır var derler ya, Allah biliyor. ben kendi kendime: ''Oğlumun narkoz vurulması hayırlı değil ki, sürekli bir şeyler çıkıp erteleniyor'' diye düşünüyorum.

Eşim, göz doktorunu arayıp durumu anlatacak, sonucunun ne olacağını bende bilmiyorum. Allah'a bol bol dua edip oğlum için hangisi hayırlı ise o olsun diyorum. Dostlar sizlerde dualarınızı eksik etmeyin.


Hoşça kalın.