24 Mart 2016 Perşembe

Çocuklarda El Ayak Ağız Hastalığı

Geçen hafta Efe okuldan gelince, akşam yemeğini dahi yemeden uyumak istedi. ''anne çok yorgunum uykum var. Karnım aç değil. Sonra yesem olur mu?'' dedi... Hemen ateşine baktım bir şey yok. Öyle burnu filan de akmıyor. Öksürükte yok...
'Herhalde okulda çok koşturdu da ondan yoruldu' diye düşünüp, uyumasına izin verdim.
Bir saat sonra yanakları kıpkırmızı olarak uyandı. Hemen elimi alnına koyunca, ateş gibi yandığını hissettim. Ateş ölçer ile ateşini ölçtüm. Ateşi 37.8 derece olduğunu görünce; hemen ateş düşürücü bir şurup içirdim. Sonrada ılık duş yaptırdım. Ilık duş yaptıktan sonra ateşi biraz düştü.
Ama aradan bir iki saat sonra yine ateşi yükseldi, sonra düştü derken o geceyi ateş nöbeti ile geçirdik.

Çocuklarda El Ayak Ağız Hastalığı

Ertesi gün ateşi düşmüş ama, üzerinde halsizlik olduğunu da görünce, ''her halde mevsim değişikliğinden dolayı hastalandı'' Diye düşünürken; ağzının kenarında bir kaç tane sivilceye benzer, su çiçeğine benzer kızarıklıklar görünce. ''amaninnn oğlum su çiçeği geçiriyor!'' dedim, demesine; ama hemen aklıma küçükken geçirdiği su çiçeği geldi. Ve ''Nasıl yani, bu çocuk su çiçeğini geçirdi ki?'' diye düşünüp, hemen doktora koştum.

El-ayak-ağız hastalığı nedir?

Doktora gittiğimizde; doktor muayeneden sonra:

 - Su çiçeği çıkaran bir çocuk tekrara su çiçeği çıkarabilir. Ama Efe su çiçeği çıkarmıyor. Efe de son yılların moda çocuk hastalığı olan; el-ayak-ağız hastalığa yakalandığını söyledi....

 - Neee, o nasıl bir hastalık mış, moda mı. hastalığın modası mı olurmuş ya? diye doktorun suratına gözüne far tutulmuş tavşan gibi şaşkın şaşkın bakarken.

Doktorumuz gülümseyerek. Bu hastalık 2012 yılından itibaren Ülkemizde görülen bir hastalık olduğunu söyledi. Özellikle 10 yaş ve altı çocuklarında sıkça görülen bir hastalık olduğunu. Bu hastalığın Suriyelilerin getirmiş olduklarını düşündüklerini, anlattı...
El-ayak-ağız hastalığı ilk ateş olarak başlayıp, boğaz kızarıkları ile devam edermiş. O yüzden bu hastalığı grıbel enfeksiyon ile karıştırmamız çok normalmiş. Daha sonra Vücudun avuç içleri, ayak tabanları ve ağız kenarlarında su çiçeğine andıran; ama su çiçeğinden biraz daha küçük kırmızı döküntüler çıkarmış. Ki zaten bende ilk bu kızarıkları görünce su çiçeği sanmıştım.


El-ayak-ağız hastalığının nasıl tedavi edilir?

 -Tamam hastalığın tespitini ve ismin anladım. Ama ya tedavisi ne?

Diye sorunca öğrendim ki; bu hastalığın özel bir tedavisi yokmuş. Bu hastalığa çocuk ilk tutulduğunda ateş yaptığı için, ilk günlerde normal ateş düşürücüler kullanmalı. Daha sonra ise döktüğü kızarıklıkların sebep olduğu kaşıntıyı azaltmak için losyon kullanılabilir. Ama kullanılmazsa da olur. Bu tamamen çocuğun o hastalığı geçirdiği duruma göre değişir. Çocuğun döktüğü kızarıklar fazla ve çok kaşıntı yapıyorsa kullanılır. Ama yok benim kuzum gibi fazla döküntüleri yoksa kullanılmasa da olur. Hastalık bir hafta içinde geçiyor. Vücudunda ki kızarıklar ise kuruyarak yerine kahverengiye andıran bir lekeye bırakıyor. Şuanda oğlumun hastalığının son durumu, doktorun dediği şekilde kızarıklar kurumuş halde... Sakın endişelenmeyin, o şekilde de kalmıyormuş. Zamanla o lekelerde kendiliğinden gidiyormuş.

El-ayak-ağız hastalığı bulaşıcı mı?

Evet bulaşıdır. Bu hastalık solunum yoluyla, tükürükle, yakın temasla ve dışkı yoluyla bulaşırmış. Ki zaten öğrendim ki bu hastalığın belirtisinden olan Efe'nin sınıfında 4 çocuk daha varmış. Bu hastalığa yakalandıklarını düşündükten sonra çocuklar için rapor alıp, okula göndermedik. Yoksa diğer türlü tüm sınıfın yakalanma riski vardı.
Bu hastalığın en etkili korunma yolu; hijyen. Çocuklara özellikle okulda iken sık sık ellerini yıkamaları için uyarmalıyız. Yoksa kirli elini ağzına götürdüğü takdirde bulaşırmış.

Bir antin kuntin isimli, hastalığa daha yakalandı kuzum.... Allah'ıma çok şükür ki sorunsuz bir şekilde, bu hastalığı da atlattık. Bu postu yazma gereği hissettim. Çünkü bu hastalık bulaşıcı ve yaygın olduğu için sizlerinde kreşe ya da okula giden çocuklarınız varsa, yakalanabilir. Yakalanınca çok korkulacak bir hastalık olmadığını bilin ve korkmayın diye...

Hoşça kalın.

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Erkek Çocuklarında Sünnet Yaptırma Ve Problemleri

Erkek Çocuklarında Sünnet Yaptırma Ve Problemleri
İlk erkek çocuğu annesi olduğum anlarda hiç aklıma gelmediği için; sünnet konusu hiç gündemimize dahi gelmemişti. Daha ki oğluşum 4 yaşına girdiği günlerde küçük tuvaletini pipisinin bir kaç yerinde iğne deliği gibi delikten zar zor tuvaletini yaptığını görene kadar. Onun küçük tuvaletini yaparken zorlanışı bir problem olacağı endişesi uyandırınca hemen soluğu çocuk cerrahiye de aldık.
Gittiğimiz doktor sorunun BALANİT diye bir hastalık olduğunu; bunun çözümününde çocuğu sünnet yaptırmak ile geçeceğini söyleyince; sünnet meselesi aklımıza geldi. Ve ''Sahi ya bu çocuğun daha sünnet meselesi var'' diye düşünüp. Hemen doktorumuzdan randevu alıp, en kısa sürede sünnet yaptırdık.

Biranda oldu bittiğe geldiği için sünnet yaptırıldıktan sonra neler yapmalıyız, sünnet sonrası ne gibi zorluklar bizi bekliyor... gibi konular hakkında hiç bir bilgimiz yok. Araştırmaya daha doğrusu düşünmeye hiç fırsat olmadan hemen oldu, bittiye gelmişti.

Sonuç olarak ise; bizi çok zorlu vede geç iyileşen bir sünnet sonrası zaman atlattık. Bir kere oğluşumun pipisindeki sargıyı hemen iki gün sonra çıkarılacağını bilmediğimiz için enfeksiyon kaptırmışız. Onun içinde pansuman yaptırmak zorunda kaldık. Tabi pansuman işlemi oğlum için tekrar bir acı ve zor bir dönem oldu. Oğlumun ağrılarının azalması için ağrı kesici içirileceğini bilmediğimiz için o ağrıları çekmesini ve tüm ağlama ve bağırmalarını bizzat yaşadık. Hatta pipisine krem sürme olayından dahi korktuğumuz için bir kere krem sürdük isek; iki kere sürmedik. gibi...

Bu şekilde hemen hemene 15 gün oğlumun sünnetini iyileşmesini bekledik.... İlk oğlumun bu zorlu sünnet iyileşmesini beklerken Efe henüz bir yaşında idi... O sebepten hep içimden ''daha aynı zorluğu Efe'de de yaşayacağım'' diye geçirip, sünnet yaptırma işlemine korkarak yaklaştım.

Tabi bu korku esnasında da boş durmayıp, sürekli babası ile birlikte araştırdık. Bir çocuk kaç yaşında sünnet yaptırılmalı? Sünnet olmadan önce çocuk nasıl hazırlanır? Sünnet olduktan sonra kaç günde iyileşir ve sünnet acısını en az şekilde atlatması için neler yapmalıyız? gibi aklımıza takılan tüm konuların cevabını öğrendik. O sorular içinde ilk soru olan sünnet yaptırma yaşı olarak. Uzmanlar ilk yıllarda yapılmasını öneriyor. İlk yılları geçirdi iseniz de 6 yaşından sonra yaptırılması öneriliyor. Biz ilk yılları geçiren grup içinde yer aldığımız için 6 yaşını bekledik. Ve altı yaşına geldiği zamanda yaz mevsimi en uygun mevsim olacağını kararlaştırıp, 21 temmuz günü saat 9.30 da sünnet yaptırdık.

Sünnet öncesi ve sonrası neler yaptığımızı ve ne kadar süre zarfında iyileştiğini de bir başka yayında paylaşacağım...

Hoşça kalın...

4 Mart 2015 Çarşamba

BİR KLASİK ANNE KÜL KEDİSİ HİKAYESİ

Bizim evde hasta olan kişiler pohpohlanır \her istediği yerine getirilir\ o günlerde sevdikleri yemekler pişirilir... Yani anlayacağınız hayat onun etrafında dönmeye başlar... Babamız vede kara kuzumuz bu kış mevsiminde en az 3 er kez hastalanınca, onlara hizmet etmek Efe ile bana düştüğü için doğal olarak bizde -bilakis Efe- onlara imrenmeye başladık... :)

Efe sürekli ''anne\baba ateşim mi var?'' diyerek evde dolaşmaya başladı. Ayağında çorapsız gezerken ''aman oğlum hasta olursun'' dediğimizde. '' Ben hasta olmak istiyorum ki'' diye cevap vermeler başlayınca, bende onunla uğraşırken. Birde baktım ki 1 Mart günü uyandığımda; boğazımda bir yanma ve vücudumda çok kötü bir halsizlik ile uyandım.

Zar zor ayağa kalkıp kendimi bırakmamaya çalıştım. Çünkü biliyorum ki hastalık birazda psikolojik, kendini ne kadar çok hasta hissedersen o kadar çok hasta olursun. Bende bu mantıkla kendimi çok iyi hissetmeye çalışıyorum ki hastalanmadan paçayı kurtarabileyim diye..

Ailecek güzel bir kahvaltı yaptık daha sonra mutfağı kaldır derken ben iyiden iyiye vücuttan düşmeye halsiz kalmaya başladım. Hatta birde üşüme tuttu ki dişlerim takır takır birbirine vurmaya başlayınca. Ev halkı halimi görünce hemen beni yatırıp üzerimi örttüler, sonra özel yastıklar getirmeler, ilaçlar getirmeler, meyve suları sıkmalar, gelip gelip ellerinin tersi ile özellikle minik ellerin aklı sıra ateşime bakmaları... Çok hoştu... :)

Bir müddet sonra içtiğim antibiyotiğin de etki ile yattığım yerde sızmış kalmışım. Sonra kalktım evde bir sessizlik hakim. Önce bir 'ne oluyor, hainler beni bırakıp dışarıya mı çıktılar?' diyerek bir tırstım. Ama daha sonra sesleri duydum ki, evin erkekleri normalde -hiç alışa gelmedik bir durum olan- mutfakta yemek hazırlamaktalar. Sessizce mutfağın kapısından onları bir izledim ki. Bizimkiler kendilerini öyle bir kaptırmışlar ki beni dahi fark etmediler. Onların o hallerini bozmamak için tekrar (suratım da kocaman bir gülümseme ile) sessizce odama geçip yattım. Aradan bir yarım saat sonra mutfaktan güzel kokularda gelmeye başlayınca midem guruldamaya başladı. Allah dan daha fazla bekletmeden hemen küçük kuzu benim yanıma gelip. Uyur numarası yapan bana :
-Anne hadi kalk biz sana süprüz(sürpriz) hazırladık. Dedi...
Ben sanki hiç haberim yok muş gibi:
-Ne sürprizi, ne oldu, saat kaç diyerek kalktım. Sonra mutfağa gittiğimde gördüm ki.

Amannn Allah'ım o sofrada ne öyle gayet düzgün yerli yerinde bir sofra hazırlamışlar. Hatta peçeteyi dahi benim yaptığım gibi katlayıp çatal ve kaşıkları peçetenin içine koymuşlar...

Ben bir sevindim, sevindim ki... Hastalığımı dahi unuttum...

Hep birlikte menüsü yoğurt çorbası, salçalı makarna vede puding olan yemekleri yedik daha sonrada sofrayı hiç kaldırmak ile uğraşmayıp, kalkıp salona üstüme battaniye örtüp uzandım. 

Hemen mutfak çocuklar ile birlikte toplanıp, bulaşıklar makineye dizildi, sonra güzel demli bir çay yapılıp önüme konuldu... 
-Ohhhh bende ki keyif kimse de yoktu, sen sanırsın o anda kül kedisine sihirli bir sopa değmiş de kül kedisi bir  prensese dönüşmüş gibi  :)

Benim sevdiğim romantik komedi filmi hiç kimse tarafından itiraz edilmeden, izlendi. Hatta öyle ki babamız mutfağa gidip film için mısır dahi patlattı. Siz düşünün artık bende ki sevinci, böyle bir anda insanın canını hiç o ağrılar yakabilir mi? Vallahi sizi bilmem ama o an benim canımı HİÇ yakmadı :D

Her güzel günün bir sonu olduğu gibi o günde bitti. Tıp ki kül kedisi masalında ki gibi saat 12'ye vurdu... Yattık... :(

Sabah ise, telefonun alarm sesi ile kalktığımda birde baktım ki benim her şey kabağa çok dan dönüşmüş...  Kocişko mutfakta kahvaltı yapıp masanın üzerinde bırakıp, sağda solda pijama ve çoraplarını bırakarak gitmiş.

Önce bir kahvaltı hazırlamak, sonra Emir'i kaldırıp onu giydirip, kahvaltı yaptırmak daha sonrada bende hazırlanıp onu satranç kursuna bırakmam gerekiyor..... Bu şekilde yapılacaklar listesi uzar gider... Peki ya benim halim, dün sabah kalktığım halden iki kat daha bitkin vede yorgun halde idim....



Ev işi, antibiyotik, bitki çayı ve viks ile hayatım zar zor ağrılı vede acılı şekilde 2 gün devam ettikten sonra...

Allah'ıma binlerce kez şükürler olsun ki bugün çok daha iyi şekilde sabaha gözümü açtım...

Hoşça kalın...

23 Ekim 2014 Perşembe

EYVAH BABAMIZ HASTA OLDU

İki gündür evimizde hastalık alarmı çalmakta... :( Üstelik bu alarm en kötüsü, en tehlikelisi olan, baba hastalandı alarmı...

Bizim evde baba hastalanmışsa arkasından Emir, sonra Efe ve en son o hastalık döner dolaşır bende patlar.Bunu çok iyi bildiğim için çok pis korkuyorum. 

Tamam erkeklerin hastalıklarını gündüz vakti iş sektörü yüzünden dinlenerek geçirmek yerine iş yerinde çalışarak geçiriyorlar. Ama bizim suçumuz ne ya? Eve gelince sabahki yaşadığınız zorlukları da akşama mal etmeye çalışıyorsunuz. :(

Şimdi size abartısız hasta halindeki bir erkeğin bir gününü yazmak istiyorum. Bakalım bizdeki durum sizde de aynı mı yoksa bu hastalık yöntemi sadece bizim babamıza has bir yöntem mi?;)

Akşam eve geldiğinde içeri girer girmez hemen ''dondum dondum'' diyerek girer ve petekler yandığı halde diğer odadan elektrikli sobayı da getirip onuda yakar. Sonra ben :
-Nasılsın diye sorduğumda
-Iııı ııhhh ölüyorummm  der. Ben yine:
-Canım bir şey istiyor mu sofrayı kurayım mı?
-Yok canım bir şey istemiyor. Tamam sofrayı kurda bende bir iki lokma bir şey yiyeyim de vücut iyice dirençten düşmesin.

Ben zavallı içinden ''Eyvah aldık başa belayı, şimdi bunun hastalık halinde tamamen huyu da değişir'' diyerek söylenerek sofrayı kurarım.

Sonra onu zar zor sofranın başına oturturum. Bu esnada çocukların sorularına cevap dahi vermek istemez çocuklar soru sorar yada bir şeyler isterlerse hemen benim başıma havale eder.
-Ben çok hastayım oğlum gidin anneniz yapsın. Diyerek.
Masada inleyerek vede mızmızlanarak yemeği yer sonrada yine yatmak için kanepeye yönelir. Onun o halini görünce ben:
-Git yatak odasında yatta rahatça uyu... Şimdi burada çocukların sesi ve kavgası birde üstelik var olan televizyon sesi yüzünden rahatça uyuyamazsın derim. Ama dinleyen kim? :)
-Yok yok ben burada yatacağım benim üstüme yorgan ört.
-Tamam oldu der ve bir yorgan getirir örterim. Sonra yine:
-Yok bu yetmedi birde battaniye ört
Ben yine hiçbir şey demeden gider battaniyeyi de örterim.

Sonra çocukları yedir, sofrayı kaldır, bulaşıkları makineye diz derken bizimkinin sesi gelmeye başlar..
-Ahh ahhh ahhh ölüyorum... Anne yetiş beni kurtar.. Kimsenin umrunda değilim ölsem kalsam kimsenin haberi olmayacak. (Ülen gözümüzün önündesin senin her hareketini her halini görüyoruz. Sana bir şey olursa hemen anlarız. Neden şimdi durduk yere kendini acıtmak için anneni olayın içine sözle de olsa katıyorsun :D )

Onun o bitmiş ölmüş haline vicdanım yine dayanamaz ve yanına gidip: 
-istersen bir hasta haneye gidelim mi?
-Yok istemiyorum bana bir nane limon kaynat.
Ben yine tamam der elime cezvemi alır nane limonumu paşa paşa kaynatırım... Sonra onun yanına gidip veririm.

Bizimki kalkar. Nane limonu alır içmek için, sonrada bana: 
-bir bak ateşim var mı?
Ben elimle alnını ellerim sonrada:
-Yok, ateşin yok derim. Bizim ki:
-Sen anlamadın benim ateşim var. Git ateş ölçeği ile ateşimi ölç.
Ben yine gider ateş ölçerini alır gelir sonra koltuk altına koyarım. Sonra ateşine bakarız ateş 38 
-Bak gördün mü fazla yokmuş
- Yok oda bozulmuş benim ateşim en azından bir 40 vardır.. (Bizimki sanki termostat kendi ateşini kendisi ölçüyor :) )

Bu esnada içip bitirdiği nane limonu elinden alıp mutfak tezgahına koymaya gider sonrada birbiri ile tartışan çocuklar ile uğraşır, hatta ev ödevlerini yaptırmak için ikisinin yanında da ayrı ayrı bulunurum.
Bizimki biraz uyuyup uyandıktan sonra yine mızmızlanmaya başlar. Evin içindeki bu hasta havasını biran önce geçmesini hızlandırmak için hemen benim  doğal tedavi yöntemimi hazırlayıp ondan yediririm.

Ama yok bizimki iyiden iyiye şifayı kapmışya bu seferde elinde mendil hünkürmek mi dersin, yada aniden gelen ağzında sular fışkıracak şekilde çıkan hapşuruk mu dersin... Bir sürü şekilde virüs eve yayılmaya başladı bile..

Hayır bizimkini karantinaya da alamıyorum ki en azından virüs bir odada kalıp diğer odalara yayılmasın diye. Bizimki inat etti salonda yatacak yatak odasına gitmek istemiyor.

Bende çocukları salondan uzaklaştırmak için onlara yatak odasında ilgisini çekecek oyunlar hazırlıyorum. Mesela küçük basket potasını gar dolabın kapağıma takıp yatağın üstünde istekleri gibi zıplamasına izin verdim. Biraz o şekilde yatağın işini bitirdikten sonra sıkıldılar. Bu seferde yatak odasındaki televizyona play statıonu takıp oynamasına izin veriyorum filan. Ama bizim ufaklıklarda aksi ya ben onlara salona girmeyin dedikçe onlarda aksilik yapıp salona girmek istiyorlar...


BU ŞEKİLDE BİR KOCA BİR ÇOCUKLAR ARASINDA KOŞTURMAKDAYIM.. O DEĞİL EN SONUNDA BEN HASTALANACAĞIM O ZAMAN GÜNLERİNİ GÖRECEKLER... :) Yeminle vallahi birbirlerini yerler.. :)


Hoşça kalın.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Tokideki Ses den Durum Değerlendirmesi

Merhabalar arkadaşlar,
 Başlıktan da anladığınız üzere bugün sizlere kısa kısa durum değerlendirmesini yapıp kaçacağım.

Öncelikle dün doğum günüm için güzel dilekler vede mesajlar gönderen herkese çoook teşekkür ederim... :)İyi ki varsınız kızlar beni çok mutlu ettiniz. :)

Herne kadar birbirimizi yüz yüze görmesekte bloglardan yazdıklarımız kadarı ile tanıyıp sevdiğim çok güzel arkadaşlarım var benim... Tekrardan söylüyorum iyi ki varsınız... :)

Çok güzel vede aktif bir hafta sonunun arkasından ben yeni yaşımın ilk günü olan bugüne, bir elimde mendil bir elimde nane limon şeklinde girdim :( Evett aynen öyle çok fena şekilde şifayı kapmışım...

Doğun günümde ne yaptığımı bugün sizlerle paylaşmak istiyordum ama bu hastalığım sebebi ile maalesef paylaşmayacağım... Sadece şunu söyleyebilirim ki benim için çook farklı vede güzel bir doğum günü geçti.. :) Bu yaşıma kadar hiç bu kadar güzel bir doğum günüm olmamıştı... Canım kocişkom benim için çok güzel doğum günü organizasyonu hazırlamış ki, resmen o günün geçmesini hiçç istemedim :)Ama her güzel günde olduğu gibi dünde bitti... Ve sabah gözlerimi açtığımda bir halsizlik ile sabaha günaydın dedim. :( 

.................

 Sağlıklı yaşam projeme 2 gün ara vermek zorunda kaldığım için geçen haftayı bu şekilde kilo veremeden 62 ile bitirmek zorunda kaldım... Ama yola devam bundan sonraki haftalarda hep birlikte ne kadar kilo verdiğimi göreceksiniz...

Şimdi müsaadenizle ben bir koşu yorgan altına girip terlemeye gidiyorum... İNŞALLAH TEKRAR DÖNDÜĞÜMDE İYİLEŞMİŞ OLARAK DÖNECEĞİM...



Hoşça kalın...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Efem su çiçeği çıkardı

Efem, küçük tosuncuğum şimdi de su çiçeği çıkarıyor :(( bütün aksilikler hastalıklar onu buluyor; zavallı kuzum benim, dün yüzünde küçük küçük böcek ısırığı gibi bir şeyler gördüm. Ama açıkçası fazla dikkate almadım, alerji olmuş herhalde diye. Ama bugün sabah kalktığında bir baktım ki o kırmızılıklar kafasında, sırtında , karın kısmında da çıkmış. Onu o şekilde görünce çok telaşlandım hemen hasta haneye koştum. Doktor baktı 'bu su çiçeği dedi dikkat edin kaşımasın eğer ki karışsa iz kalır' dedi... Ve bize birde şurup yazıp gönderdi. Alttaki resimde hasta hanenin ön kısmındaki parkta çektim. 


Oğluşum şimdilik kaşımıyor iyi gibi normal şekilde televizyonun karşısında çizgi film izliyor umarım en yakın zamanda iyileşir.

Gözleri için ise de bu postumdan okuyabilirsiniz.Doktorlardan onay almıştık son olaraktan narkozdan da onayı alıp, göz doktoruna çıktık. Doktor salı gününe ayarlayıp randevuyu vermişti. Narkoz vurulup, bakılacaktı; ama bugünkü doktor bu şekilde olmaz erteletin dedi. Herhalde bu amali hayat işi yine kalacak, her şeyde bir hayır var derler ya, Allah biliyor. ben kendi kendime: ''Oğlumun narkoz vurulması hayırlı değil ki, sürekli bir şeyler çıkıp erteleniyor'' diye düşünüyorum.

Eşim, göz doktorunu arayıp durumu anlatacak, sonucunun ne olacağını bende bilmiyorum. Allah'a bol bol dua edip oğlum için hangisi hayırlı ise o olsun diyorum. Dostlar sizlerde dualarınızı eksik etmeyin.


Hoşça kalın.

2 Nisan 2012 Pazartesi

KANSERLE SAVAŞALIM!


1-7 Nisan çağımızın hastalığı olan kanserle savaş haftasıdır. Bu haftaya bugün değinmek istedim, çünkü bu hastalık ihmale  gelmeyen bir hastalıktır. Öyle bir illet hastalıktır ki geç kalındığı zaman ( Allah korusun) ölümle sonuçlanır.

Kanser hastalığı günümüzde o kadar çok yaygın ki  bütün dünyada her yıl 10 milyon 
dolayında kişi bu hastalığa yakalanmakta, bu hastaların 7 milyon kadarı ise 
hayatını kaybetmektedir. İnsan vücudunda değişik yerlerde kanser meydana 
gelebilir. En sık görülen kanser türleri arasında akciğer, mide, gırtlak, kalın 
bağırsak kanserleri gibi kanserler bulunur. Kadınlarda ise özel olarak meme 
kanseri en sık görülen kanser türü olarak bilinir.

Bu hastalığa yakalanmamak için elimizden geleni yapmalıyız. Mesela vücut direnci bu hastalık için  çok önemli, vücudu dirençsiz olanların yakalanma ihtimali daha yüksektir. O yüzden meyvemizi, sebzemizi yemeyi ihmal etmeyelim. Üstelik meyve, sebzeyi tüketmeden önce temizliklerini iyice yapmalıyız ki üzerinde kimyasal atık kalmasın.

Şimdi de size vücut direncini arttırıcı bir karışım tarifi vereceğim. Bu karışımı kanal 7 deki bir sağlık programından aldım.

Vücut Direncini Arttırıcı Karışım

Malzemeler:
-20 diş sarımsak 
-40 adet limon
-2 demet maydanozun suyu
-1 çorba kaşığı zencefil
-1 çorba kaşığı zerdeçal
Hazırlanışı:Tüm bu malzemeleri karıştırıp bir kavanoza koyun, kavanozun ağzını kendi kapağı ile kapatmayın. Çünkü içindekiler değişime uğrayacaklar o esnada bozulma olmaması için üstünü temiz bir bezle kapatın, üstünden de lastikle sabitleyin. Bu karışımı buzdolabının kapağında 1 hafta bekletin yalnız 1 hafta bekletirken her gün kavanozun ağzını açıp içindekini bir tahta kaşıkla karıştırın.

Bir hafta beklettikten sonra günlük tok karnına 1fincan için. Bu karışım tamamen doğal hiçbir yan etkisi yok. Sadece kan sulandırıcı ilaç kullanalar bu karışımı yaparken içine maydanozu eklemeden hazırlasınlar.

Bu karışımı kanser olup kemoterapi görenler veyahut kanser olmak istemeyen herkes kullanabilir. Özellikle ailesinde kanser hastalığı olan kişiler daha çok dikkat etmelidir. Çünkü o kişilerin vücut direnci aileden gelen genlerden dolayı biraz daha düşük olduğu için bu ilet hastalığa yakalanma ihtimali birazda daha yüksektir. Ben bu postumda da anlattığım gibi bende annemi kan kanseri denen bir hastalık yüzünden kaybettim. O yüzden bizim ailede de vücut direnci düşük olduğu için, ben bu karışımı hazırlayıp içeceğim sizlere de tavsiye ederim . Dostlar hep birlikte bu karışımı yapalım.

Şimdi diyeceksiniz ki her şey Allahtan gelir. Elbette her şey Allahtan gelir ama biz önce tedbirimizi alalım sonrasını Allaha bırakalım. Bir söz vardır ' Sen önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra tevekkül et' diye. Yani bu sözdende anlaşılacağı gibi tedbir bizden şifa Allahtandır.

  Hepinize Sağlıklı, Huzurlu Haftalar Dilerim...
Hoşça kalın.