15 Mayıs 2017 Pazartesi

ANNELER GÜNÜ HEDİYELERİM

Her ne kadar ''Annelerin değeri bir günle kısıtlı olamaz. Her gün hatırlanması gerekli. Ve anneler gününde ben tüketin çılgınlığına dur demek için, hediye istemiyorum'' desekte...

Hangi anne, hatta anneden ziyade hangi insan hediye almak istemez ki? Bence hediye alınca tebessüm etmeyen ve mutlu olmayan insan yoktur.

O zaman analar, bırakın alçak gönüllüğü, senenin bir günü 'anneler günü' demişler ve bizlere hediyeler alıp, şımartılmanızı istemişler. Bence bizlerde ''yok yavrum bana hediye alma, istemem'' diyerek çocuğumuzun şevkini şimdiden kırmayalım. İsteyelim, isteyebildiğimizi. Hatta çocuklarımıza o gün gelmeden bir kaç gün önceden onların kulaklarına ufaktan ''pazar günü anneler günü, belki anneler günü için hediye almak istersin. Al bu harçlığı'' diye kulaklarına fısıltayarak, ceplerine harçlıklarını koyun. Çekinmeyin, utanmayın. Onlar sizin çocuklarınız. Onlardan da utanacaksanız, işiniz var...

Senede bir gün bizi şımartmışlar, hediyeler almışlar çok mu? Bence değil.  Hatta az bile.
Bakmayın şimdi size bunları yazdığımı, bende öyle çocuklarımdan ağzım ile hediye isteyemem. Ama iş kocişko olunca isterim. Hatta kocam sana söylüyorum, çocuklar siz anlayın mantığını dahi kullanmışlığım olur. Ama bu sene ailemize yeni gelen pamuk şekerim sebebi ile gözümde ne anneler günü, nede hediyesi vardı. Nede olsa ben hediyelerin en güzelini Miray'ımı kucağıma alarak, almıştım. Kızımdan daha güzel ve değerli bir hediye düşünülemezdi...

Ama çocuklarım benim böyle özel günlere ne kadar takık bir ana olduğumu bildiği için. Emir'im yine beni şaşırttı. Ben bu çocuğun sürpriz anlayışına ve o günü bir gün önceden kutlamasına hayranım. Böylece hiç aklımda yokken; pattadan karşıma çıkıp, elinde hediye paketi hediyeyi veriyor. Ki genellikle hediye aldığım anlar çok stres ve sinirli olduğum anlara denk geliyor. Hediyeyi görünce surat ifademin nasıl değişip, yumuşadığını varın siz hayal edin.

Bu cumartesi Miray'ın gaz problemi ve Efe'nin eskisi kadar onunla ilgilenemediğim için beni bunalttığı bir anda. Emir elinde hediye paketi ''Anneciğim anneler günün kutlu olsuun'' diyerek bana uzattı. Önce bir afalladım ''Ne oluyor'' diye sonra ''Sahi ya bu pazar anneler günüydü'' demi diyerek sevindim. Sonrada kuzuma sarılıp, onu bağrıma basıp, öylece kaldım. Evlat kokusu ve sevgisi gerçekten de bambaşka bir şey. Hele birde oğlum gibi büyüyüp, sizin emeklerinizin farkında olup, sizleri düşünüp, sizlere hediyeler aldığını görmeniz anlatılması imkansız bir duygu, mutluluk...



Bu arada ZEVKLİDE kerata. Hediye seçimini hiç kimseden yardım almadan, tamamen kendi zevk ve düşüncesine göre yapıyor. Ki en çok hoşuma gidende bu zaten. Kimsenin hatırlatmasına gerek duymadan kendi düşünüp, yapıyor olması....

Evet romantik, hassas ve düşünceli bir oğlum var. Ama kocişkonunda hakkını yemeyelim. Oda artık eskisi gibi hediye almamak için bin türlü bahaneler sunan adam değil. Onun yerine tıp ki Emir'im gibi düşünceli, hassas ve romantik bir adam oldu. Alttaki bileğimdeki saatte onun 'anneler günü hediyesi...


Peki ya ak kuzum ve pamuk şekerimin hediyeleri ne mi? Pamuk şekerimi her emzirdiğim de gözlerini kocaman açarak, bana hayran hayran bakması. Bana en büyük hediyesi. Ak kuzum ise bana bakkaldan en sevdiğim cipsten alıp, ''Anneciğim anneler günün kutlu olsun'' dedi. :)

Ve son olarak; Doğurmuş, doğurmamış,
Doğurduğunu bağrına basmış, doğurduğunu bağrına bile basamamış,
Kendi anne olan, vicdanı anne olan, ruhu anne olan, bütün kocaman yürekli kadınların
anneler günü kutlu olsun!..


19 Ağustos 2016 Cuma

Çocukların dışarıda oyun oynamasına izin veren annenin imtihanı

Bende bizim jenerasyon gibi sokaklarda oyun oynayan çocuklardandım. Tıp ki diğer çocuklar gibi öğlen yemeğini doğru düzgün evde yemez. Annem her defasında 'gel de doğru düzgün yemek ye' sözlerini tınlamaz, ekmek arası bir şeyler ister. Sonrada elime aldığım dürümü ısıra ısıra dışarı çıkıp. Oynadığım oyuna kaldığım yerden devam ederdim. Akşam ezanına kadar oynama sürem olur. Ezanlar okununca koşa koşa eve giderdik.

Sokakta oyunlar oynayan çocuklar olarak bizlerin ne kadar şanslı olduğumuzu hemen hemen her pedagog yazdığını da gördükçe; çocuklarımı sık sık dışarı çıkardım. İlk başlarda küçük oldukları için kendi başlarına sokağa bırakmaz, benimle birlikte indirirdim. Özellikle Emir'i 8 yaşına kadar arkadaşları ile birlikte aşağı indirmedim. Ama bu durum Efe için daha erken oldu 5,5-6 yaşlarında abisi ile birlikte onları sokağa çıkmasına izin verdim. Gerçi bunda etrafında oyun alanları olan bir sitede oturmamızın da etkisi büyük.

Sokakta çocuklar oyun oynayınca ekrandan uzaklaşıyor, arkadaşları ile sosyalleşiyor, annesi olmadan kendi başının çaresine bakmayı öğreniyor gibi bir sürü artıları var. Ancak bunun yanında duyduğumuz çocuk tacirleri, organ mafyaları gibi bir sürü embesil insanlarda sokaklarda olduğu için ister istemez biz analar; korkarak çocukların aşağı inmesine razı oluyoruz.


Çocuklar her aşağı inme zamanlarında onlara: ''aman sitenin etrafından uzaklaşmayın, biri sizi çağırırsa yanına gitmeyin, biri size dokunursa bağırın, kimsenin verdiğini yemeyin/içmeyin, birbirinizle kavga etmeyin, Emir kardeşini gözünün önünden ayırma, Efe abinin sözünü dinle, biri size bir şey derse gelin bana söyleyin'' gibi ardı sıra sıralan tembihlerimi de ettikten sonra çocukları aşağı inmesi için bırakırım. Çocuklar aşağı inince hemen ya yemek yapmaya koyulur, yada evi temizlemeye başlarım. Ancak benim veletler her 10 dakika da bir Emir; bir 10 dakika sonrada Efe zile basıp, ya birini şikayet eder, yada evden su, oyuncak ve yiyecek gibi bir şeyler ister. İsterseniz sizlere dün yaşadığımız günü özet olarak yazayım da benim ne demek istediğimi anlayın...

Çocuklar sabah hemen sitenin önünde olan kur'an kursuna sabah 9,15 gibi kahvaltı yapıp gittiler. 12,30 da tekrar eve geldiler. Onlar eve gelince hemen sofrayı hazırlayıp, birlikte yemek yedik. Sonra kursta neler öğrendiklerini ve neler yaptıklarını bana sırası ile anlattılar. Tabi bunun yanında birbirlerini şikayet edip, ispiyonlama da var. Sonra günlük bir saat tablette oyun oynama saatlerini kullanmak istediler, izin verdim. Süreleri bittikten sonra her 'hadi kapatın,. Zamanınız doldu' ikazlarıma 'anneea bir 5 dakika dahaaa!' diye bir 10-15 dakika daha uzatıyorlar ki, ona da ayrı gıcık oluyorum. Sanırım bununla ilgili ayrı bir yazı yazsam daha iyi. Çünkü bu konuda da çok dertliyim, çoookk!...

Neyse efendim ben bizimkilere zar-zor tableti kapattırıyorum. Zaten bu sırada da bizim kapı zili çalar ve komşunun çocukları 'Emir ile Efe aşağı inebilir mi? Aşağıda top oynayacağızda' diye... Bizimkiler arkadaşlarının seslerini duyunca hemen koşup, gelip, İkisi bir ağızdan 'annea ne olur izin ver, aşağı inelim, n'olur n'oluuuuuur!' diye ısrarlarına razı olup. 'tamam gidin ama, sitenin yanından uzaklaşmayın, kimsenin yanına gitmeyin, kimsenin verdiği bir şeyi yiyip\içmeyin' diye sıralamaya başladığımda ikisi bir ağızdan tamam biliyoruz. 'biri bize dokunursa annne! diye bağıracağız, kavga etmeyeceğiz' diye benden önce tembihlerimi, benimle dalga geçerek sıralama başlarlar. Şımarık veletler ne olacak ;)

Onlar arkadaşları ile birlikte aşağı inince bende hemen akşam yemeğini yapmaya koyulmak için mutfağa geçer geçmez; hemen kapı zili yine çalar. Kapıyı açarım karşımda Emir...
'Ne oldu evladım, niye geldin? Kardeşin nerede?' sorularıma.
'anne kardeşim, arkadaşlarım ile birlikte beni bekliyor. Ben top almaya geldim.' diyerek topunu alır gider. Tabi ben yine arkasından dikkatli oynayın. kimse ile kavga etmeyin diye hemen bir iki ikaz daha yükleyip, kapıyı kapatır. Sonrada tekrar mutfağa geçip, ne yemek yapsam diye düşünmeye başlarken bizim kapı zili yine çalar. Bu sefer Efe...
'ne oldu Efe?' 'anne abim beni oynatmıyor?'
'git abini bana çağır' Efe koşarak giderken, yavaş git, düşeceksin, dikkatli ol. Diye hemen arkasından yine ufak çaplı bir ikaz uyarısı yapar sonra tekrar akşam için ben n'yapacaktım? diye düşünmeye koyulur koyulmaz. Yine kapı zili çalar. Emir ile Efe...
Emir: ne var ya annne!
Ben: kardeşini de oynat. Yoksa aşağıda top oynamanıza izin vermem.
Emir:Ama kardeşim oyunumuzu bozuyor, onu oynatmam, banane bananaeeee!
Ben: O zaman sende oynayamazsın. Efe sende oyun bozarlık yapma. Doğru düzgün oyun oyna. Yoksa bir daha aşağı inmenize izin veremem.
Efe:Tamam anne düzgün oynayacağım. Ama abim de beni oynatsın. Hemen Emir'e bakarım.
Emir: İyi tamam oynasın. Ama oyunumuzu bozarsa, hemen oyundan çıkartırım. Hemen Efe'ye bakarım
Efe: İyi tamam. Bozmayacağım..

Der ve ikisi birden aşağı iner.

Ben yine ne yemek yapacaktım?' sorusunu düşünmeye kaldığım yerden devam ederken. Köfte patates yapmaya arar verir. Kıymayı derin dondurucudan çıkarıp, patatesleri soymak için almaya gidip, alır. Sonrada müzik açıp, elime bıçağı tam almışken. Kapı yine zııır zırıır çalıyor. Hemen kapıyı açar. Bu sefer karşımda Emir, Efe ve mahallenin diğer çocukları 'susamışlar'

Her çocuğa teker teker su verip, susuzluklarını da giderdikten sonra onlar, aşağı iner. Bende hemen bıçağı elime alıp, patates soymaya koyulurum. Bu sefer aşağıdan Emir 'annneeaaa! annneeeaaa!' diye bağırıyor. Balkona çıkıp: 'Ne oldu?'
Emir: anne kardeşim yine şımarıyor. Oyunumuzu bozuyor. Kardeşimi yanına çağır.
Ben: Efe bak doğru düzgün oynamazsan; bu sefer abine izin verir, sana vermem...
Efe: Ama ben top oynamak istemiyorum, su tabancası ile oynamak istiyorum.
Ben: İyi tamam sana su tabancanı vereceğim, ama abinlerin üzerine su sıkma ağaçlara ve çiçeklere su sık tamam mı?
Efe:Tamam
Su tabancasının içine su doldurup, balkondan aşağı atarım. Aradan bir 5 dakika geçmeden yine kapı zııır zırıır. Bana ufaktan ufağa gelmeye başladılar içimden 'la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim' diyerek kapıyı açar. Karşımda Efe, elinde su tabancası, sırıtarak 'su doldur'
Sinirle suyu doldurur eline de bir litrelik pet şişesi verip, gönderirim. Bu sefer hemen patatesleri hızlı hızlı soyup, yıkamak için mutfağa götürüp, yıkar. Sonra tekrar salona geçerken yine zil zıııır zıııır çalar. Hemen kapıyı açarım. Emir ile Efe 'anne arkadaşların bakkaldan dondurma alacaklar. Bizde istiyoruz bize para ver' Madem arkadaşları alıyor. Onların yanında mahçup kalıp, onların ağzına bakmasınlar diye, dondurma parasını verir ve gönderirim.
Sonrada hızlı hızlı patatesleri doğramaya koyulurum. Patateslerin doğranmasını, bitirdikten sonra mutfağa tekrar geçip, patateslerin içine su doldururken kapı yine zıır zııır çalıyor. Kapıyı aç. Karşımda Efe. Elinde boş pet şişesi ve su tabancası ile birlikte artık bunlarla oynamayacakmış. Oyuncaklarını koymaya gelmiş. Elinden oyuncaklarını alır ve gönderirim.

Sonra çocuklara birde tatlı niyetine puding yapayım diye puding yapmaya koyulurken yine kapı zııır zııır... Kapıyı aç Emir.
Ben: Ne var..
Emir: Hemen ayakkabılarını çıkararak çişim geldi.
Tuvalete gidip, çişini yapıp sonra yine çıkar. Aradan bir 3 dakika geçmeden bu seferde Efe 'çişim geldi' diyerek eve girer. Oda tuvaletini yapıp çıkar... Gibi uzarr gider...

Güya sokakta oyun oynayan çocukların analarına 'ohh ne rahat. Bebeleri dışarı bırakıp, kafa dinliyor' diye düşünülür ya. Vallahi tamamen yanlış düşünce. Çocuğu evde ekran başında olan ana daha rahat. Çünkü çocuklar ekran karşısına geçince saatlerce ne çişleri geliyor, ne acıkıyorlar, ne susuyorlar, nede o oyunu oynamaktan sıkılıyorlar. Saatlerce, ne kadar izin verirsen ekranın karşısında çakılıp, kalıyorlar. Ama sokağa çıkan çocuk. Evde iken hiç aklına gelmeyen acıkma ve susması sık sık aklına gelir, zırt pırt eve gelip gelip gidiyorlar!

Buda demek oluyor ki. Eveet biz anaların saçları kafalarında diken diken oluyoor, hatta bir ara gözlerinden alevler fışkırıyor; ama en azından çocuklar ekran karşısında bırakmayıp, sokağa saldığımız için çocukların çocukluğunu yaşamasına izin vermiş olduğumuzu düşünerek avunuyor ve bu duruma katlanıyoruz...


2 Temmuz 2016 Cumartesi

Gebelik Hesaplama Nasıl Yapılır?

Bir evlat sahibi olmak, bir çocuk dünyaya getirmek hemen hemen herkesin en büyük hayalleri arasında yer alır. Bu mucizeyi gerçekleştirmek için ise bütün şartların sağlanması gerekiyor. En önemli şart ise doğru zamanda, yani yumurtlama döneminin biliniyor olması. Tabii ki doktor kontrolü ile ilerlenmesi gereken bu süreçte, sizin her an yanınızda olacak olan başka bir yardımcı ile ilgili bilgilendirmek istiyorum.

Gebelik Hesaplama Nasıl Yapılır?

Artık anne olmaya hazırsınız ama yumurtlama tarihinizin ne zaman olduğunu bilmiyor iseniz, Elele' de bununla ilgili harika bir bölüm yapmışlar. Gebelik sürecinde merak edebileceğiniz her şeyin bu sitede cevabı var. Hamilelik hesaplama işlemi nasıl yapılır diye merak ediyorsanız şayet, öncelikle adet döngünüzü iyi biliyor olmalısınız. Takvimi karalamalara son vermelisiniz Elele'de hamilelik öncesi ve sonrasına dahil her şey ama her şey detaylıca düşünülmüş. Hatta bebeğinizin cinsiyetini hesaplamak bile mümkün. Son yılların en moda takvimi haline gelmiş Çin takvimine göre bebeğinizin cinsiyetini tahmin edebiliyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey yaşınız ve hamile kaldığınız ayı takvimde karşılaştırmak. Tabloda ortaya çıkan sonuç cinsiyeti göstermekte. “Öyle şey olur mu?” demeyin, oluyor. Etrafında ki birçok kişi bu yöntemle bebeğinin cinsiyetini ilk aydan doğru tahmin edebildi. Hatta bu takvime uygun olarak, istediği cinsiyeti yakalamak adına hamile kalan arkadaşlarım bile var.

Gebelik hesaplama sürecini sorunsuz ve olabildiğince rahat geçirmek istiyorsanız mutlaka girip incelemelisiniz. Sadece hamilelik hesaplama sürecinde değil, hamile kaldığınız 9 aylık süre boyunca sizin yanınızda olmaya devam edecek. Ay ay bebeğinizin gelişimini, sizde meydana gelecek değişimleri takip etmenize olanak sağlayacak. Kısaca doktorunuzun, ya da soru sorabileceğiniz kişinin her an yanınızda olduğunu hayal edin. Oldukça güvende hissetmenizi sağlıyor değil mi? Etrafımdaki birçok kişinin gebelik sürecini rahat geçirmesini sağlayan bu güvenli adresi sizinle paylaştığıma göre, gönül rahatlığıyla kendi yumurtlama dönemimi takip edebilirim. Kadınları memnun etmek imkânsız derler bir de. Böyle bir destek hangi kadını mutlu etmez? Hamilelik hesaplama için en doğru adrese hoş geldiniz. 

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Anne Demek…

anneler günü hakkında yazı

Anne demek, kurulan her sofrayı şenlik havasına büründürürken, mutfakta bulaşık yıkadığı için o sofraya oturamamaktır. Çocuğuna bembeyaz giydirdiği elbiseyi yarım saat sonra lekeli gördüğünde kıyamadığı için kızamamaktır. Sohbetin en güzel yerinde, yağmur yağdığı için çamaşırlara koşmaktır. Anne demek, çocuğu mikrop kapmasın diye yerleri defalarca silmek, içine sinmediği için aynı yeri durmadan tekrar tekrar temizlemektir. Bulaşıktan, çamaşırdan, evi toplamaktan vakit bulamadığı için kuaförün yolunu unutmaktır. Çocukları hasta olmasın diye elinden geleni yapmak, mutfağı, banyoyu temizlerken çamaşır suyunu su gibi kullanmaktır. Anne demek, dışarıya çıktığı zaman kendine bir şeyler almayıp çocukları için her şeyi almaktır. Çocuğu oyun oynarken kirlenmesin diye sürekli çantasında ıslak mendil taşımaktır. Zorluklarla mücadele etmek, her şeye rağmen çocukları için çalışmak ve  çabalamaktır. Anne demek, kahramanlığı yeniden yazmaktır.

Anneliğin ne demek olduğunu çok iyi bilen Vissmate, annelerin titizliğinde geliştirdiği yoğun kıvamlı çamaşır suları ile her evi baştan aşağıya koruma altına alırken %100 hijyen sağlar. Özel geliştirilmiş güçlü formülü ile tüm lekelere anında etki eder ve tek hareketle en zorlu kirleri bile söküp atar. Temizliğe yeni bir boyut kazandıran Vissmate, hijyenik bir ev ortamı yaratarak çocuğunuzu ve sevdiklerini de koruma altına alır, annelerde rahat bir nefes alır.


Hoşça kalın.


25 Ocak 2016 Pazartesi

TOKİDEKİ SES 4 YAŞINDA

Merhabalar arkadaşlar; bugün sizlerle bloğumun 4. yaşını kutlamaya geldim :)
Evet evet tam tamına 4 yıldır tokideki ses devamlı güncel olarak faaliyet halinde... Blog açmakta ki maksadım bir boş anda, boş zamanı değerlendirmek maksatlı olsa da... Yeri geldi en yoğun zamanımda zaman kollayıp, bir yazı yayınlamak için çaba sarf ettim. Yeri geldi uykumdan fedakarlık yapıp yazı yazdım. Tabi tüm bunları yaparken her yazı yazdığımda hafifleyip, yüzümde kocaman bir gülümseme ile yazımı sonlandırdım. Buda yazı yazmak için uğraştığım çabaya değdi. Hele birde yazdığım o yazılara siz okurlardan güzel yorumlar geldiyse; o zaman duble mutlu şekilde evin içinde dolaştım. Bence bu duyguyu hiç bir terapist sağlamayazdı. (o kesin)....

TOKİDEKİ SES 4 YAŞINDA

Şimdi bir tokideki ses yıl sonu muhasebesi (değerlendirmesi) yapalım. Hııı ne dersiniz?

Eeee muhasebe mezunu bir anneden de ancak bu beklenirdi. Madem bir şirket Defteri yerine tokideki sesi yazıyorum. O zaman bizde tokideki sesin muhasebesini yapalım... ;)

Tokideki sesi ilk bakımlı anneler adında ocak 2012 yılında bu yazımla açmışım. Sıfır maliyet ve sıfır bilgi ile... İlk bloğumu açtığımda blog alemi hakkında hiç bir bilgim yoktu. Ne html ve diğer kodlar hakkında bilgim vardı. Nede tema ve tasarım hakkında.... Zamanla kurcalaya kurcalaya buraya kadar geldim. Elbet daha çok eksiğim var. Ama ilk bloğumu açtığım yıllarla bu yıl arasında dünya kadar fark var.(orası kesin)

Bloğumdan öyle yüksek miktarlı paralar kazanmadım. Ancak hiç kazanmadım desemde yalan olur. Daha 3 hafta önce 30 dolarlık bir sponsor yayını hazırlayıp, paylaştım. Ürün denemesi ve sponsor kıyafetler de cabası. Tüm bunlar benim kendime olan öz güvenimi tetikliyor... En azından kafamı yastığa koyup, vicdan muhasebesi yaparken, (evet yine muhasebe) kendi kendime: ''Aferin kız sana Sultan, çocuklarına çok iyi annelik yaptın, eşine devamlı sevgi dolu davrandın. Üstelik bazı kadınlar gibi zamanın aşkınızı öldürmesine izin vermedin. O aşkın devamlı canlı ve diri kalması için elinden geleni yaptın. Birde tüm bu yaptıklarını ilerleyen yıllarda yaşlanınca çocuklarına ve torunlarına bir hatıra maksatlı bir blog yazıyorsun. Bu blog sayesinde geçen zamanlarda neler yaşadığını günü gününe unutmadan hatırlayacaksın'' dedim. Ve bir kez daha bu bloğu açmakla ne kadar iyi bir karar verdiğimi anlayıp, mutlu oldum.... :D

En son tokideki ses 3 yaşında yazımdan sonra bir yıl içinde 163 yazı yazıp, yayınlamışım.  Günlük 500 ile 1000 kişi tokideki sesi ziyaret ediyor.

Bildiğiniz üzere blogspot bir dönem izleyiciler kısmından bir sürü kişinin silinmesine neden olmuştu. Ama bu gibi tüm aksiliklere rağmen inatla ağır adımlarla da olsa tokideki ses devamlı ilerledi. Ve en son 635 kişi blog üzerinden mail ve diğer sosyal hesapları hariç takip etmekte...

Haaa birde şuanda bloğumda devam eden bir pantolon çekilişi var. 2 Şubatta sonlanacak. Henüz zaman varken; katılmayan arkadaşlar katılırsa çok mutlu olurum...


Hoşça kalın...

3 Haziran 2015 Çarşamba

ÇOCUKLARA ŞEHİR VE BÖLGELERİ ÖĞRETME OYUNU

Çocuklara bir şey öğretirken onu oyun ile öğretme taraftarıyım. Çünkü biliyorum ki çocuklara klasik olarak ''şunları ezberle'' şeklinde eğitim verdiğimiz zaman bir süre sonra o ezberlenen bilgiler hafızadan siliniyor. Ama maalesef ki eğitim sistemimiz genellikle ezber şeklinde kurulu olduğu için öğretmenlerimizde -belkide kolaylarına geldiği için- ezberleme yollarını deniyorlar. Peki ya sonuç? Çocuk elinde bir liste ''oflaya puflaya'' ezberlemeye çalışıyor. 

Peki ya ezberleyebiliyor mu? Evet ezberliyor... Çünkü onların beyinlerin büyük bir bölümü boş olduğu için, çok çabuk hafızaları alıyor. Ama bilerek, kavrayarak öğrenmediği için bir sene sonra o konuyu sor, unutmuş olur.. :(

Bende o sebepten zaman zaman bazı konuları oyuna çevirip, çocuklara oyun oynar şekilde öğretiyorum. Bakınız eş anlamlı tombalalar sayesinde Emir'in eş anlamlılar kelime hazinesi çok geniştir. :)

Geçen hafta Emir elinde bir liste:
-Anne bu lisede yazan şehirler, hangi bölgede yer alıyor, öğrenmem lazım. Öğretmen soracak? dedi..

Tabi suratta bıkkınlık ve istemsiz bir hal ile birlikte. Sanki bana ''anne beni kurtar; ezberlemek istemiyorum'' der gibi. Oğlumun o halini görünce listeyi elime alıp; ''acaba ne yapabilirim?'' diye düşünmeye başladım... 
çocuklara şehir ve bölgeleri öğretme oyunu

Çocuklara bölgeleri ve şehirleri öğreten tombala nasıl hazırlanır?

Biraz düşündükten sonra tombala mantığı şeklinde bir etkinlik yapmak, aklıma geldi. :) Bunun için gerekli olan bir boş beyaz sayfa, kalem ve makastı...

Tüm malzemeleri çocukların yanına getirip; Emir'in eline kalem ve sayfayı verip. O listede yazan tüm şehri, iki parmak boşluklar halinde yazmasını istedim. Emir tüm şehri yazdıktan sonra bu etkinliğe Efe'yi de dahil etmek için. Efe'nin eline de bir makas verip; her şehir ismini tek tek kesmesini istedim. Böylece Efe'ye de ince motor eğitimi vermiş oldum.

Emir önce tek tek yazdıktan sonra, Efe de Emir'in yazdıkları şehirlerin hepsini tek tek kesti. Onların yazıp, kestikleri şehirler yazılı küçük kağıtları katlayıp bir kutuya hepsini koyduk. Sonra da Emir ve Efe sırayla içinden bir tane kağıt çekip, o çıkan şehir hangi bölge de söylemeye başladı. Tabi bu oyun sayesinde o şehirler hangi bölgede öğrendiği gibi, nesi meşhur onu dahi öğrendiler...

Türkiye haritası puzzle oyunu

Emir öğrenirken, Efe bazen arada kaytarsa da zaman zaman oda bu oyuna dahil olduğu için, bazı şehirlerin hangi bölgede olduğunu öğrendi. Emir bir kağıt çektiğinde o şehri okuyup sorduğumda hemen Efe, Emir'den önce davranıp cevapladığı anlarda oldu. Tabi sonrası kahkahalar ve abiye ''ben senden iyi biliyorum'' şeklinde abiyi sinir etme ve gıcık etmeler ardı arkasına sıralansa da. Sonuç ikisi de çok iyi öğrendi.

Hatta Efe puzzle oynamayı çok sevdiği için ona da bir tane Türkiye haritası puzzlesi aldım. Şimdi bu puzzleyi yaparak, doğu ve batıyı da kavramaya başladı...

Emir şimdi 81 ilin hangi bölgede olduğunu ve neleri meşhur hepsini çok iyi biliyor. Hatta arada şehir tombalasını bana getirip: ''Anne hadi biraz daha oynayalım'' diyor. Böylece ilk başlarda benimle oynadıkları oyunu daha sonra bir bahane ile yanlarından kalkıyorum. Sonrada gizli gizli onları izlediğimde görüyorum ki; ikisi birlikte eğlenerek oynuyorlar... :) Ohhh mis gibi hemi eğleniyor, hemi de öğreniyor olmaları... Keşke bu mantığı öğretmenlerimizde kavrasa da onlarda çocukları bu şekilde öğretse olma mı?

Hoşça kalın...

18 Mayıs 2015 Pazartesi

ÇOCUKLARA UYKU EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİ?

Emir küçükken, uyku eğitimi vermek için elimden geleni yaptım. Okumadığım blog ve çocuk gelişimi kitabı kalmadı... Ama yine uyku konusunda pek başarılı olamadım...
Bırak ayrı oda da yatırmayı, aynı odanın içinde beşiğinde dahi yatır(amıyor)dum. Kucağım da uyuyup kalan, gözünde uyku akan çocuğu gayet sesiz, sanki ağır çekim hareket ediyormuş gibi ayak parmaklarımın üzerinde yürüyerek, bir tüy gibi sesiz ve yumuşak hareketler ile çocuğu beşiğine koyar koymaz; sanki alarm düğmesine basmış gibi avazı çıktığı kadar bağırıyordu...
Pedagogların söylediği taktiği uygulamak için, hemen ağlar ağlamaz kucağıma almaz, önce yavaş yavaş olarak salladığım beşiği, ağlamasında kesilme olmadığı için hızlandırır. Sanki ben beşik sallamama göre indekslenmiş gibi, ben beşiği sallamayı hızlandırdıkça oda sesini daha yükselterek ağlardı...
uyku eğitimine ne zaman başlanmalı-uyku eğitimi-uyku eğitimi ferber


En sonunda ağlamasında artış iyiden iyiye artınca, korkar hemen kucağıma alıp, bağrıma bastırdığım zaman, hemen saniyesinde gözünü yumup, kafasını bağrıma sokarak tekrar uyur kalırdı. Aynı işlemi yine dener; ama bu sefer ağlayınca hemen kucağıma alır. Yada iyice dalmasını bekler. Uykuya iyice dalınca yatırmayı denerdim... Ama hemen hemen tüm taktiklerde başarısız oldum.

Çocuğumu ayrı yatırmayı bir türlü başaramadım. Sonra baktım ki bu iş bu şekilde olacak gibi değil. Bu şekilde ben çocuğuma ''uyku eğitimi vermeye'' çalışırken. Hemi çocuk, hemi de ben uykusuz kalıp, daha fazla yıpranıyoruz... ''En iyisi mi? ben bu uyku eğitimi işini oluruna; annelik iç güdüme bırakayım. Yanımda yatırayım'' diye düşündüm. Ve 2 yaşına katar yanımda yatırdım. 

Efe'nin doğumuna son 4 ay kala da benim yanımda değil de babanın yanında yatmaya başladı. Böylece kardeşi doğunca yanımdan ayrılmak zorunda kalırsa kardeşini; ''beni annemden ayırdı'' diye düşünüp, düşman bellemesin diye.

Emir 3 yaşına gelince artık bizi anlamaya başladığı için; onunla konuştuk, ''abi olduğunu, artık ayrı yatakta yatabileceğini'' anlatmaya başlayınca. Gördük ki çocuk gayet ılımlı ''tamam ayrı yatayım'' demeye başladı. 

Bu sayede Emir'in uyku eğitimini 3 yaşında çok rahat şekilde vermiş olduk. Hatta bırak ayrı yatakta yatmayı, ayrı oda da dahi yatmaya başladı... 

Emir'den de tecrübeli olduğum için. Efe küçükken Emir de yaşadığım uyku problemini yaşamadım. İllaki kendi beşiğinde uyusun diye diretmedim.(çünkü biz ısrar ettikçe, çocuklarda ısrar ediyor bunu öğrendim) Ara sıra beşiğine yatırdım. Uyanmazsa, beşiğinde uyudu. Ama yok uyumaz uyanırsa, hiç üstelemeden hemen yanıma aldım. Böylece Emir 3 yaşına katar yanımızda yattığı halde; Efe 2 yaşında kendi isteği ile abisi yanında yatmayı istedi.

Yani analar öyle bazı pedagogların dediği gibi 'yok çocuğunuz 6 aylıkken yatağını, hatta odasını ayırın' söylemlerine bakmayın. Analık öyle okuyarak ve dinleyerek, hatta öneriler alıp onu uygulayarak öğrenilen bir kavram değil. Analık zamanla, yaşayarak öğrenilen bir kavram. Hatta  annelik her çocukta ayrı bir şeyler öğrenmene sebep olanda bir kavram. O yüzden yok uyku eğitimi vereceğim, yok, tuvalet eğitimi vereceğim, yok saatinde yemek yedireceğim gibi... -Vakti zamanı gelince kendiliği ile çözülecek küçük problemleri- daha erken çocuk hazır olmadığı halde vermek için ne çocuğu nede kendinizi yıpratın. Zaten zamanı gelince o sinyali çocuk size kendiliğinden verir.

Ben iki çocuk büyütmem ile de öğrendim ki!. Her çocuk - öz kardeş dahi olsalar- çok farklılar. Biri 1 yaşında tuvaletini söylemeye öğrenirken, diğeri 3 yaşında daha bezine yapıyor olabilir.... Bu durum bir çocuğa iyi eğitim vermişsiniz, diğerine iyi eğitim vermemişsiniz anlamına mı gelir? Tabi ki de hayır.
Ya da çocuğun biri çok akıllı iken, diğeri akılsız anlamına mı gelir? Hiç alakası yok...

Nasıl beş parmağın beşi de bir değilsen her çocukta bir değil, bunlar kardeş dahi olsalar... 

Hoşça kalın...

27 Nisan 2015 Pazartesi

EMİR'İN 9 YAŞ DOĞUM GÜNÜ (Galatasaray temalı)

Canım kuzum ilk göz ağrım 25 Nisan 2015 Cumartesi günü bir yaş daha büyüdü. Ve tam tamına 9 yaşına girdi. Evet tek rakamlı sayıların sonu, bundan sonraki senede artık kuzum da çift haneli sayılara geçiş yapacak.

Üstelik büyümesi yaşına bir yaş eklenmesi ile değil, günlük hayatta da artık belli etmeye başladı... Misal verecek olursak; onunda bir doğrusu ve yanlışı var. Her dediğimizi koşulsuz kabul etmiyor. Hatta sürekli bizimle bir muhalefet olma durumu söz konusu... Onun o hallerini gördükçe açıkçası -ergenlik sinyalallerini alıyorum. ve çok korkuyorum :/

Ama her şeye rağmen benim bu hayatta yaşama sevinçlerim ve yegane varlıklarım. Allah'ıma binlerce kez şükürler olsun ki bana evlat sevgisi yaşattı. Darısı evlat isteyip te sahip olamayanlara olur inşallah... Amin.

Nisan ayına girince Emir'i bir sevinçtir, bir mutluktur, bir sabırsızlıktır aldı... Sürekli bana:
- Anne ben Nisan ayını çok seviyorum... Neden biliyor musun?
- Bilmiyorum oğlum, neden?
- Çünkü 13 nisan senin doğum günün, 14 Nisan babamın doğum günü, 23 Nisan çocuk bayramı, 24 Nisan okulla birlikte anıt kabre gideceğiz. Ve 25 Nisanda benim doğum gününüm diye yerinde duramıyor ve o günlerin gelmesini daha nisana girer girmez beklemeye başlamıştı. Sırası ile tüm günler geldi, geçti... Ve sıra onun doğum gününe yaklaşınca bende bir hazırlık ve telaş başladı.

Önce kuzum ile konuşup nasıl bir doğum günü istediğini, nasıl bir pasta istediğini ve doğum gününde neler yapmamı istediğini sorup. Bir liste hazırladım. Daha sonrada iki gün o hazırladığım listeyi tamamlamak için uğraştım. Tabi doğum gününü kutlayıp, bitirdikten sonra sanki belim ortadan ikiye ayrılacakmış hissine çok çok kapıldım. Ama akşam yatma vaktinde; kuzulara iyi geceler dilerken Emir'im gelip ''anne iyi ki benim annemsin. Doğum günüm çok güzel geçti.'' diyerek hep birlikte birbirimize sarılınca tüm ağrıma antibiyotik etki yaptı ve geçti...


Kuzum doğum gününü GALATASARAY TEMALI istedi. Onun için pastasını futbol sahası yaptım. 9 tane mumu ve 2 tane maytaplarda oyuncuları oldu. :D


Biz ailecek güzel bir vakit geçirdik. İnşallah kuzumun daha nice uzun seneler onun pastasını yapar ve onun doğum gününü hazırlamak için yorulurum. Çünkü ben bu şekilde yorulmaya razıyım. Böyle yorgunluğa can kurban.

Emir'in 8 yaş doğum günü yazısı için tık tık

Emir'in 7 yaş doğum günü için tık tık

Hoşça kalın.

13 Nisan 2015 Pazartesi

YENİ YAŞIM VE BANA KATTIKLARI

Daha dün; hüüüü 30 yaşına girdim\hüüüü yaşlanıyorum\hüüüü artık herkes bana teyze diyor\hüüü iki kaşımın tam ortasında ki kırışıklık her yıl biraz daha derinleşiyor.... gibi söylemler ile yakarıp, ağladığımı biliyorum... Peki şimdi ne oldu? O daha dün dediğim gün aslında kos-kocaman bir yıl. Tam tamına 365 gün geçmiş. Ve ben artık 31 yaşına bugün itibari ile ilk adımımı atmış bulunmaktayım.

Her yıl benim ömrümden bir yıl, yaşıma da artı bir rakam eklenmiş olsa da; ben bu şekilde yaş almayı artık seviyorum. Seviyorum çünkü, geriye dönüp baktığım zaman görüyorum ki; aslında yıllar bana bir sürü güzelliklerde getirmiş. Aslında etrafımda ne çok hazinem var. Ama maalesef ki ben zaman zaman zorluk ve sıkıntıları ile yakındığım için o varlıkların bana sunulmuş birer nimet ve hazine olduklarını unutmuşum.

Ama geçen seneden beri - özellikle bu sene daha çok- iyi anlıyorum ki, ben koskoca 30 yılı geride boş olarak bitirmemişim. Bir kere her şeyden önemlisi  geride bir sürü güzel anı ve mutluluk biriktirdim. Bugün kahvaltı sofrasında çocuklarım ile sohbet ederken onların bebekliklerini onlara anlatırken kendimi buldum. Sonrada şöyle bir düşündüm, (ne güzel yıllar geçmiş, çocuklarım bebek iken de çok mutlu anlarım olmuş). O yıllarda belkide bu güzelliklerin farkında olmadan uykusuzluk ve çocuklara yetememe kaygı ve korkum yüzünden hiç fark etmiyordum. Ama o yılları geride bırakıp, daha sonradan o yılları hatırlamaya çalıştığım zamanlar o zorlu günlerden çok; güzel günleri hatırlanıyor olması çok güzel.


Ben bu yıllarda; kocaman yürekli, kocaman kalpli, beni seven bir eş ve dünyalar tatlısı ve çok akıllı (maşallah) iki tane kuzucuk-tan oluşan küçük bir çekirdek aileye sahip oldum. İkincisi herne kadar öz annemi küçük yaşta kaybetmiş olmanın bir acısı içimde olsa da; benim hemi annem, hemi babam olan ve her doğum günümde hiç şaşmadan her yıl arayıp kutlayan bir babam var. Ve bu dünyanın en güzel şeyi olan iki tane, bana annemi hatırlatan kardeşlerim var.

Veeee bana en az kardeşlerim kadar yakın ve beni sevip, benimsemiş olan iki tanede eşimin kardeşleri var... Bana her yenge kelimesi yerine 'BACI' olarak seslendiklerinde içime büyük bir sevgi yükleyen güzel yürekli insanlar var.

O güzel yürekli insanlar, pazar günü tatillerini fırsat bilip, benim doğum günümü bir gün önceden kutlamak için yukarıda ki pastayı alıp, bize gelmişler. Ne kadar çok mutlu oldum ki anlatamam! Öyle mutlu oldum ki utanmasam o gün, o saat orada höngüre höngüre ağlayabilirdim.

Şimdi bana kocaman kadın oldun, ne doğum günü, sen çocuk musun demeyin. Eskiden olsa bende o şekilde büyük insanalar için doğum günü anlamsız. her sene bir yaş daha büyüyüp, yaşlandığının günü hiç kutlanır mıymış derdim. Ama yıllar bana bir sürü konuda ki düşüncemi değiştirdiği gibi. Bu konuda ki düşüncemi de değiştirdi. Artık ben öyle büyükler için doğum günü anlamsız demiyor. Aksine daha çok değerli diyorum.
Neden mi?...
Değerli diyorum;
Çünkü her doğum günü belkide son doğum günüymüş gibi doya doya kutlanmalı.
Bu yılların kıymetini bilip ''eyvah yaşlandım'' diye karalar bağlamak yerine ''bu yıllara bir daha gelemeyeceğim.'' Diyerek doya doya her saniyesini sevdiklerimiz ile geçirmeye çalışalım. Bu doğum günü veyahut ta ufak bir aile toplantısı şeklinde de olabilir. Sebebi ve nedeni önemli değil. Önemli olan sevdiklerin ve ailen ile güzel zamanlar geçirmek olmalı.

O yüzden ben artık bu yılda aldığım bir karara göre; bundan sonra yaş haneme bir yaş eklendiği zaman, hüzünlenip dudağımı sarkıtmaya-cağım. Aksine güzel yıllar yaşamış ve hayatımı ''keşkelerim'' olmadan sürdürdüğüm için büyük sevinç ve mutluluk ile yeni yaşıma gireceğim...
Bence sizde öyle yapın. :D
Hoşça kalın...