15 Şubat 2017 Çarşamba

2017 Sevgililer Günü Kutlaması

Karnı burnunda 31 haftalık bir anne dahi olsam özel gün olunca bende akan sular durur. Deli miyim ne? 😂

sevgiler günü menüsü

Vallahi deli miyim, yoksa çok mu romantiğim bilmiyorum. Ama bu şekilde sevdiğim insanları mutlu etmeyi çok seviyorum. Orası Kesin...
Onlar mutlu oldukça yorgunluğumu unutup, onlarla birlikte bende mutlu oluyorum. Üstelik şimdi çocuklarımda benim gibi bu tarz hazırlıklar yapmamı çok sevdiği için. Artık kutlamak bana iyice farz oluyor.

sevgiler günü menüsü


Bu sefer pastamızı pandispanyadan yapılan kalpli pastalar yerine kedi dilli muzlu ve çikolatalı pasta yaptım.

sevgiler günü menüsü:

  1. Fırında patatesli tavuk
  2. Pilav
  3. Salata
  4. Kalp şeklinde yapılmış browni
  5. Ayva tatlısı
  6. Kedi dili pasta
  7. Fanta


Sevgililer Günü Kutlaması
















Akşam eşim işten geldikten sonra tüm hazırladıklarımı afiyetle yedik...

Nede olsa sevgi emek demek, sevgi ilgi demek, sevgi düşündüğünü belli etmek demek, sevgi sevdiğini içinden değil. Sürekli dile getirmek demek değil miydi?
Eeee o zaman günlük hayatın telaşı yüzünden bazen birbirimize sevdiğimizi söylemeyi ihmal ettiğimiz oluyor. Hiç olmazsa bu günler sayesinde o ihmal ettiğimiz  küçük, ama anlamlı olan ''seni seviyorum'' cümlesini sık sık dile getirelim...

Sevgililer Günü Hediyesi

Tabi sadece sürpriz yapan kişi sadece ben değildim. Kocişkomda bu özel gün için benim kalbimi tekrar fethetti. Yukarıdaki hediyeler ile....

Diğer yıllardaki SEVGİLİLER GÜNÜNÜ kutlama yazım....


28 Mart 2016 Pazartesi

Tanışma yıl dönümü masası (11. yıl)

Haftanın ilk gününden herkese selamlar!...
Dün facebook ve instragram sayfalarımda da paylaştığım üzere bizim tanışma yıl dönümümüz idi... Mütevazi bir sofra kurup. Ailecek güzel vakitler geçirdik...

Tanışma yıl dönümü masası (11. yıl)

İlk defa 27 Mart 2004 yılında karşılaşıp, birbirimize kalben ısındığımız o günden sonra -Allah'ıma binlerce kez şükürler olsun ki- hep birbirimizi sevdik... İyi günümüzde de kötü günümüzde de yeri geldi o bana güvenilir bir liman, sıcak bir omuz oldu. Yeri geldi ben ona ''Buda geçecek, üzülme.'' diyerek sakinleştirdim. Karı koca olmak zaten bunu gerektiriyordu. Peki ama karı koca olmak sadece kötü günlerinde sana destek olan bir eş olması mı demek ti? Hiç alakası yok. Karı koca demek birbirimizden ayrı olduğumuz saatlerde güzel bir olay ya da haber duyunca: '' Bu akşam eşime de haber vereyim de birlikte sevinelim'' demekti.

Tanışma yıl dönümü masası (11. yıl)

Ne zaman güzel bir olay olsa, sabırsızlıkla eşimin akşam eve gelme saatini beklerim. O müjdeli haberi  ona da vermek için. Biliyorum ki bu durum aynen eşim içinde geçerli. Çünkü biliriz ki nasıl üzüntülü günler paylaşınca azalırsa; mutlu günlerde paylaşıldıkça çoğalır. Allah tüm Müslüman aleminde ki insanların birlikte güzel ve kötü günlerini paylaşacak kişilerin olmasını nasip etsin. Çünkü bu duygu anlatılması güç; ama yaşaması harika bir duygu...


Tanışma yıl dönümü masası (11. yıl)

Bu blog benim için aynı zaman da bir günlük gibi oldu için, geçen seneki tanışma yıl dönümü yazımı okuyunca gördüm ki. 2015 yılı tanışma yıl dönümü kutlamamız da. Akşam banyonun gider borusundan kaynaklanan küçük bir aksilik olmuş.

Biz insan oğlu ne garip varlıklarız. Bazen küçük bir aksilikte dahi olsa hemen umutsuzlanıp, hayatı kendimize ve sevdiklerimize zindan ederek, ne büyük hata yapıyoruz. Oysa ki hayat sandığınızdan daha kısa. Bugünkü sosyal medyadan duyduğuma göre Pakistan da bir luna parkta patlama olmuş. Ve orada yine bir sürü çocuk ve anne-baba hayatlarını kaybetmiş. :( Allah'ım sen kötü niyetli insanların kalplerine ferah ve sevgi ver ki. Daha fazla insan hayatından olmasın. Benim için anlamlı bir gün ifade eden bu postun içine maalesef ki bu üzücü haberi de eklemek istedim. Çünkü ilerleyen yıllarda bu yazımı okuduğumda anlayayım ki. Dünya zaten sürekli kötü. En azından biz ailecek birbirimize sonsuz sevgi ve sadakatle bağlı olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu hiç unutmayayım... Unutmayalım!...

Hoşça kalın.

24 Şubat 2016 Çarşamba

BAZLAMA TARİFİ

'Bazlama'yı ilk evlendiğim yıllarda kayın validem yaparken görmüştüm. Ve hemen bazlamanın daha ince halini bizimkiler yapar ve ismine de 'bezdirme' derlerdi. Ona çok benzettim dedim.
Ama tabi sonraları öğrendim ki bu bazlama Ankara için çok mühimmiş. Bir Ankara klasik hamur çeşitlerindenmiş. Bazlamayı herkes biliyor. Bazlama hemen hemen her evde ya yapılır, yada satılan yerlerden satın alınırmış.
Eeee benim kocişko çok sevince anası da ona sık sık yaparmış. Hani hakkını yemeyeyim ilk iki yıl gerçekten de çok yaptı. Hatta o kadar sık yaptı ki, bende bu bazlamaya karşı bir bağımlılık başladı. :)
Madem çocuklar ve bende çok sevdim. O zaman bu bazlamayı bende yapayım diye. Hemen hemen her 2 haftada bir pazar günleri sabah kahvaltısında yapmaya başladım...
İlk yaptığım günlerde doğru düzgün kabarmaz. Pişirirken ya yakar, yada bazı bölümleri çiğ kalırdı. Ama tabi bir şeyi yapa yapa elin alıştığı gibi; bende bazlamayı yapa yapa iyice öğrendim.
Öyle öğrendim ki şimdilerde artık ölçü dahi kullanmadan elimin kararı ile hamur yoğurup, yapmaya başladım. :)

BAZLAMA TARİFİ

Bence bir hafta sonu sizde ailecek yapılacak kahvaltı için bu bazlamadan yapın. Ekmek yerine sıcak sıcak bazlama yiyin. Yanında birde tavşan kanı çay ve tereyağ, peynir olsun. Başka hiçbir şeye gerek yok... Ohhh şimdi yazarken dahi ağzım sulandı. ''Acaba ben bu hafta sonunu beklemeden yarın yinemi yapsam ki?'' ;)

Bazlama malzemeleri

  • 5 su bardağı un
  • 1 paket yaş maya
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı şeker
  • 2 su bardağı kadar ılık su



Bazlama nasıl yapılır?


Önce küçük bir kasenin içine yaş maya, ılık su ve şekeri karıştırarak erilir. Ardından yoğurma kabına elenmiş unun ortasını havuz gibi oyup, içine erittiğiniz şekerli maya karışımını ekleyin. Sonrada tuzunu ekleyip.Yavaş yavaş ılık suda ekleyerek yoğurmaya başlayın.
Ele yapışan cıvık bir hamur elde ettikten sonra, yoğurduğunuz hamurun üzerini örtüp, mayalamaya bırakın.
Hamur 1-2 saat kadar sıcak yerde bekledikten sonra iki kat kabarıp, büyüdüğünde olmuş demek oluyor. Sonrada mayalanan hamurdan portakal büyüklüğünden büyük parçalar koparıp. bir sofra bezinin üstünde üzerini örtüp, bir saat kadar daha bekletin. Bu şekilde biraz daha mayalanıyor. Sonrada ister bir merdane yardımı ile isterseniz de elinizle bastırarak yassılaştırın. Ben çok kalın sevmediğim için bir merdane ile biraz açıpp, öyle pişiriyorum.

Bazlama nasıl yapılır?

Pişirme işlemini ise, evlerde kullanıma uygun olan elektrikli saçınız varsa onunla pişirin. Ama yok benim sacım yok diyorsanız; o zamanda kalın tabanlı bir teflon tavada pişirin.
Benim bazlama hastası kocişko, sırf ben daha sık bazlama yapayım diye hemen bana bir tane elektrikli saç aldığı için. Ben elektrikli saçta 3-4 tanesini birden pişiriyorum. O şekilde daha pratik ve kolay oluyor. ;)

Bazlama nasıl yapılır?

Pişirme aşaması ise yukarıdaki fotoğraflardan da gördüğünüz üzere önce bir yüzü göz göz kabaracak daha sonrada çevirip, arka tarafı pişirilecek. İki tarafı da kızarıp, piştikten sonra saçtan veyahut tavadan alıp, diğer bazlamaları da aynen o şekilde pişirin.

BAZLAMA TARİFİ


Sonrada güzel bir çay demleyip, kahvaltı sofrası hazırlayın. Bu arada bazlama olduktan sonra onun yanına fazla bir şey yapmayın. Çünkü o kahvaltı sofrasının starı bazlama olmalı. Bazlamayı da siz yaptığınıza göre sabahın kraliçesi de doğal olarak siz olacaksınız... Eeee o zaman ilk hafta sonu kahvaltısında kraliçe olmaya, pardon pardon bazlama yapmaya hazır mısınız? ;)

Hoşça kalın.

15 Şubat 2016 Pazartesi

2016 Sevgililer Günü Kutlaması

Biz çocuklarla birlikte pasta, kurabiye, börek... gibi şeyleri yapıp bir organizasyon halinde, özel bir güne hazırlanmayı çok seviyoruz. Çünkü tüm bu hazırlanma esnasında iş birliği yaparak o kadar güzel bir ekip oluyoruz ki bazen ben bile o halimize inanamıyorum. Zaten o yüzdendir her zırt-pırt günü kutlamamız. :)

Sevgililer gününe yaklaşınca ben çocuklara: ''Çocuklar yine hep birlikte pasta yapıp, bir kutlama hazırlayalım mı?'' diye sorunca Benim ekip, ne günü dahi olduğunu merak etmeden: ''Eveeeeettt'' dediler. :) Eee bende bu şekilde iştahlı bir ekip varken, tüm özel günleri kutlamak bana farz olmaz mı? .. :)

Önce bir ne yapacağımızı kararlaştırdık. Pasta canavarları olarak pasta zaten olacaktı. Peki ya başka?

Ev yapımı konfeti hazırladık

- Ufak tefek kurabiye ve yemek işini ben hallederim. Siz ben yemek yaparken bir konfeti yapın diye...
 Ellerine simli kağıtlar, makas ve delgeç vererek. Renkli simli kağıtları küçük küçük kesmelerini istedim. Onlar simli kağıtları kah delgeçle, kah makasla keserken bende mutfakta yemeğimi hazırladım. Benim ufaklıklar konfeti için hazırladıkları simleri tamamlayınca bana getirip, ne yapacaklarını sordular. Bende daha önceden bir videoda izlediğim gibi tuvalet kağıdı rulosu ve balondan oluşan bir ev yapımı konfeti yaptım. (Nasıl yapıldığını öğrenmek isteyenler olursa onunla da ilgili bir yayın hazırlarım)

2016 Sevgililer günü kutlaması

Sonrada küçük aşçılarımla birlikte kırmızı renkli, kalp şeklinde bir pasta yaptık. Bu arada en son yaptığım bu pastanın pandispanyası tam istediğim gibi oldu. Yumuşacık ve esnek bir pandispanya oldu. Bundan sonra tüm pastalarım için bu pandispanyayı düşünüyorum. :)

Sevgililer günü

Pastamızı, yemeklerimizi ve konfetimizi bir gün önceden hazırladık. O büyük günde de hemen güzel bir masa hazırlayıp, ben çocukları babaları ile birlikte çağırıp, üzerlerine konfeti patlattım :) Bizimkiler uçuşan kağıtları gördükçe kahkahalar atarak, zıpladılar. Onların o neşeli hali bizim mutluluğumuzu perçinledi.


 Evet biliyorum Sevginin günü olmaz! Sevgi bir günde kutlanmaz! Ancak bildiğiniz üzere her günde kutlama olmaz. O zaman ne diyelim. Sevgililer günü bahane, hep birlikte bir şeyler yapmak şahane!.. :)

2016 Sevgililer günü


Ve son olarak mutlu aile fotosu ile bir güzel gün daha anılarımıza kazındı. Keşke bu günleri dondurup, saklamak mümkün olsa da; her üzgün, bitkin anımızda o günleri çıkarıp, çözdürsek. Ne güzel olurdu dimi?... ;)

Hoşça kalın.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Hastalıklı bir nişanlanma yıl dönümü

Haftanın ilk gününden herkese selamlar...

Geçen hafta cuma günü facebook hesabımda da paylaştığıma üzere bizim nişanlanma yıl dönümüzdü... Ben yine her zamanki gibi  tipik bayan takıntılı tokideki ses, o gün başıma geleceklerden habersiz dolmalar sarıp, tatlılar yapıp, yemekler pişirmekle uğraştım. Akşam çocukları okuldan alırken, Efe'nin ateşi olduğunu gördüm. Ve ''Eyvah kuzum hasta olmuş'' diye telaşlandım. Eve gelir gelmez hemen sirkeli bezi alnına koyup, ateş düşürücü verdim. Sonrada her yarım saatte ateşini ölçüp, kontrol etmekle uğraştığım için. Bırak masa kurmayı; bir şey yiyip-içecek hal kalmadı. O gün bitki çayları, portakal suları vererek sabaha doğru Efe'nin ateşini çok şükür kü düşürdük.

Hastalıklı bir nişanlanma yıl dönümü

Cumartesi sabahı tam Ohh be!... Diyecektim ki; bu seferde Emirde burun akıntısı, biraz ateş ve iştahsızlık vardı. Bu seferde cumartesini gününün tamamını Emir'le ilgilenmekle geçti.
Neyse Allah'a şükür ki pazar günü Efe tamamen iyileşti. Emir'in ateşi tamamen düştü; ama burun akıntısı halen vardı. Ateşin düştüğümü görünce sadece burun akıntısına dahi sevdim. Tehlikeli olan ateşten kurtulmuş ve çocukların iştahları açılmıştı. Daha ne olsun du ki....

Hastalıklı bir nişanlanma yıl dönümü

Kuzularımın iştahı açılmış. Birde üstüne üstelik benden balık istemişlerdi. Bende onların iyileşmesi şerefine ve geçmiş nişanlanma yıl dönümüzü kutlamak için. Kuzularıma pazardan aldığım istavriti. Fırında pişirdim. Bu arada yakında fırında istavrit tarifini bloğumun tarifler kategorisine ekleyeceğim. Çünkü bu şekilde yapılan balıklar az yağ ile tıp ki tavada yapılmış gibi çıtır çıtır oluyor.

Aslında masaya öyle bor cam ile koymak hiç istememiştim. Yaparken aklımda ki düşünceye göre bir servis tabağına ters çevirip, aktaracak; sonra masaya o  şekilde koyacaktım. Ama maalesef ki o sırada hızlı hızlı unlayıp, borcama dizdiğim için borcamın altını doğru düzgün yağlayamadığım için altı biraz yapışmış. Yalnız itiraf etmeliyim ki; gerçekten de çok lezzetli ve çıtır çıtır oldular. Masada gördüğünüz tüm balıkları yedik. Hatta biraz daha olsa daha yerdik. Ok kadar yani.... ;)

Geçen sene ki gibi planlı ve güzel bir masa hazırlayıp, nişanlanma yıl dönümü kutlayamadık belki; ama her şeye rağmen hep birlikte sıcak bir yuvada ailecek o günde birlikteydik. Çok şükür... İnsan çocukları hastalanınca bir kez daha anlıyor ki. Tek onlar sağlıklı ve yüzleri gülsünde; evin her yerini dağıtsın. Ben razıyım....


Hoşça kalın.

11 Haziran 2015 Perşembe

ÜÇ SOFRA VE BİZDEN HABERLER

Ailecek sohbetler eşliğinde uzun uzun yapılan akşam yemekleri bir başka güzeldir. Bugün sizlere arşivimde takılı kalmış, öyle güzel bir akşam yemeği fotosunu paylaşacağım. Beni uzun zamandır takip edenler bilir ki sofra düzeninde renkleri faklı şekilde kombinasyon etmeyi severim. :) Alttaki sofrada en sevdiğim renkler olan kırmızı ve siyahın kombinasyonu şeklinde tasarlayıp, kurduğum sofra...
siyah ve kırmızı akşam sofrası

Benim küçük kuzum tam bir et-kolik :D Özellikle etli yemeklere bayılır. Onun için Efe'ye sürpriz bir masa hazırlarsam hemen en basitinden sade pirinç pilavı ve saç kavurma yaparım. Sonra otur karşısına onun büyük iştahla yediği yemeği izle. Tabi izlerken gülmek serbest :D

siyah ve kırmızı akşam sofrası

Berat kandili günü ailecek oruç tuttuk. Aslına bakarsanız biz eşim ile birlikte oruç tutmak için sahur yaparken çocuklarda tamamen tesadüfen uyanıp, bizi mutfakta yemek yerken görünce, şaşırıp ''neden yemek yediğimizi'' sordular.

Bizde onlara yarın mübarek bir gün olan berat kandili olduğunu ve onun için oruç tutacağımızı söyleyince. İkisi de ''bizde sahur yapmak istiyoruz. Sabah bizde oruç tutacağız.'' Dediler. Emir'in geçen sene Ramazan ayında oruç tutmuşluğu olduğu için onun tutacağına emindik. Ama Efe daha küçük olduğu için dayanamaz(!) diye düşünmüştük.
 Ertesi gün çocuklara ''sabah kahvaltısı hazırlayayım mı?''diye yönelttiğim soruya ikisi bir ağızdan ''HAYIR'' Dediler. Öğle vakti oldu yine bir şey ne yediler, ne içtiler. Üstelik birde inanılmaz derecede enerjiklerdi. Onların o hallerini gören, oruç olduğuna inanmaz. O derece yani...
 Emir'in okul vakti geldi. Onu okula hazırlarken yine ne olur olmaz diye beslenmesini de hazırlayıp, oğluma verdim. ''Eğer okulda acıkırsa beslenmesindeki yiyeceklerden yiyebileceğini'' söyledim.

Evde Efeye yine her saat başı acıkıp acıkmadığını sorduğumda ''ben orucum''sözünü ile karşılaşınca artık bıraktım, tutsun diye... Saat 18.30 den sonra Emir'i de okuldan alıp, gelince:

Efe ile Emir artık acıkmaya başladılar. Bana sürekli gelip: ''Anne akşam yemeğine ne yaptın\Ezan okunmasına daha kaç saat var.'' Diye sormaya başladılar. Ama tabi artık son 2 saatten az kaldığı için, bu saatten sonrada orucu bozmalarını biz istemedik. Zaten onlarda bozmayı hiçbir zaman istememiş-tiler...

Ve nihayet ezan okundu. Kuzularımın ikisi de o gün oruç tuttular.... Yaz günü, günler çok uzun ve sıcak dayanamayız diyen büyükler utansın.


mavi ve beyaz sofra düzeni

Yukarıdaki sofrada o akşam, sahur için hazırladığım sofra... Mavi ve beyaz renkli sofram...

hafta sonu kahvaltısı

Hafta sonları da kahvaltı masası hazırlamayı çok severim. Genellikle cumartesi akşamı çocuklarında geç yatma izinleri olduğu için, sabah geç kalkarlar. Evdeki fertler uyurken ben sabah uyanır kahvaltıyı hazırlayıp, daha sonra onlara misss gibi çay kokusu eşliğinde uyandırırım...

Yukarıda ki sofrada öyle bir hafta sonu kahvaltısından çekilmiş bir kare.

Bir aileyi bir arada tutan en güzel etkenlerden biri ailecek hep birlikte oturulan sofralardır. O sofralarda öyle şen şakrak kahkahalar ve muhabbetler edilir ki. O muhabbetlerin yerini hiçbir muhabbet dolduramaz. O sebepten bence bu şekilde hep birlikte yemek yiyebildiğiniz zamanlar sizlerde sofralarınıza biraz daha özen gösterin. Çünkü sevgi emek ister, emek verilerek alınan sevginin yerini ise hiçbir şey dolduramaz...

Hoşça kalın...

31 Mart 2015 Salı

TANIŞMA YIL DÖNÜMÜMÜZ (10.yıl)

27 Mart 2004 senesinde ilk defa karşı karşıya gelip tanıştığım biricik aşkım ile birlikte iki kişilik olarak çıktığığımız yola -çok şükür ki- dört kişi olarak devam ediyoruz. Onunla birlikte 10. yılımızı doldurduk. On yıldır hayatımda olan; çocuklarımın babası, benim kalbimin tek sahibi olan kocişko ile tanışma yıl dönümümüzü yine çekirdek ailem ile birlikte geçirmek için, bir akşam yemeği hazırladım. :)


Birlikteliğimizi kutlamak maksatlı hazırladığımız sofrada ki yemekleri ailecek şen şakşaklar içinde bir güzel yedik...


Güzel bir akşam yemeği ile başlayan geceye banyonun gider borusundan kum gelmesi ile biraz moralimiz bozulsa da hep birlikte birbirimize destek olarak o sorunun da kısa sürede üstesinden geldik (çok şükür)..

Hoşça kalın.

13 Mart 2015 Cuma

ŞEHRİYE ÇORBASI TARİFİ VE BİR AKŞAM SOFRASI

Biz ailecek hep birlikte olduğumuz, akşam yemekleri için; çocuklar ile birlikte GÜZEL masalar hazırlayıp, sofralar kurar daha sonrada uzun uzun sohbetler eşliğinde akşam yemekleri yeriz.




Bu masa da öyle ailecek mütevazi, ama sevgi ile hazırlanmış yemekleri yemek için kurduğumuz bir masa. Bu masamı facebook sayfamda paylaşınca hamile olan bir arkadaşımız bana:



''şehriye çorbasını bu şekilde kıvamlı bir şekilde nasıl yapabiliyorsun? Benim yaptığım çorba bu şekilde kıvamlı olmuyor. Tarifini verir misin?''


Diye yazınca. ona alel acele hemen yapması için üstün körü tarifi yazdım. Ama o arkadaşın yorumundan sonra da aklımda şehriye çorbası tarifini bloğuma ekleme vardı. Ama maalesef ki paylaşacak konu çok, ama kısıtlı zamanım olduğu için hemen paylaşamamıştım. Neyse ki şimdi fırsatını buldum da paylaşabileceğim. Eee ne derler ''geç olsun ama güç olmasın'' demi ama.


Şehriye çorbası için gerekli malzemeler:

  • 5 su bardağı su
  • yarım su bardağı arpa şehriye
  • 1 çorba kaşığı tereyağı
  • 1 çorba kaşığı da sıvı yağ
  • Tuz
  • Karabiber
  • Nane
  • Salça

Arpa şehriye çorbası hazırlanışı:

İlk olarak yağları bir tencereye koyup eritin. Daha sonra şehriyelerinizi erittiğiniz yağın üzerine döküp rengi hafif sütlü kahve rengini alana kadar kavurun. İstediğiniz rengi aldıktan sonra salçasını koyup, salçayı iyice karıştırın. Ondan sonra tuz. karabiber ve nane gibi baharatlarını da ekleyip bir iki kez daha karıştırın. Ve en son olarak şehriye çorbanızın suyunu da ekleyip önce orta ateşte kaynayana kadar pişirin. Daha sonrada kısık ateşte yavaş yavaş pişirin. Burada ki püf nokta şehriye çorbanızın kıvam alması için acele etmeden kısık ateşte yavaş yavaş pişmesidir.

Şehriyeleriniz yumuşayıp büyüyene kadar ağır ağır pişirin. Şehriyeleriniz istediğiniz gibi yumuşadıktan sonra ocağın altını kapatın. Ve beklemeye alın...

Şehriye çorbanız dinlendikçe kıvamı koyulaşıp istediğiniz gibi lezzetli vede mis gibi bir çorbanız olmuş olur. Çorba akşam yemeklerin baş tacı olduğu için ben bu çorbadan ara ara yaparım. Ama birde şu gerçeği var ki hayatım da yer alan her çorbayı çok severim brokoli de dahil :) Ama bu çorbayı hiç sevmem. nedeni nedir? Neden sevmiyorum? Hiç bir bilgim yok ama Şehriye çorbasını hiç sevmem.  Ben hiç sevmeme rağmen tam aksi şekilde eşim ve büyük oğlumun da en çok sevdiği çorbadır. o sebepten deneme yanılma şeklinde yapa yapa şehriye çorbası yapmada usta oldum :)

Yapacak olanlara afiyetler olsun...

Hoşça kalın...

10 Ocak 2015 Cumartesi

BROKOLİ ÇORBASI TARİFİ VE ÇOCUKLARA BROKOLİ YEDİRME ÇABALARIM

Havaların iyice soğuması ile tüm insanlarda virüs dolaşmakta; sokaktaki insanlar burunları kızarmış, gözleri yaşlı halde sağa sola hapşırıp, tırs kırarak dolaşıyorlar. Onların o hallerini gördükçe çocuklarımda yakalanıp evimize de o hastalık gelecek diye çok korktuğum için mümkün mertebe çocukları; insanların toplu halde bulundukları kapalı ortama götürmüyorum... Neyse ki son bir haftadır da okul tatil olduğu için Emir'in okuldan hastalık kapma gibi bir riski de yoktu. Ama bu şekilde gidemez haftaya okullar var. Emir okula gitmek zorunda, okulda ise eminim ki en az yarı çocuk hastalanmış sağa sola tıksırır olacakları için kuzumda eninde sonunda narin olan vücudu daha fazla dayanamayıp hastalığa teslim olacak diye korktuğum için. Kendi kendime çareler düşünmeye başladım...
''Acaba ne yapsam da bu kuzuların vücutlarını daha fazla dirençli hale getiririm. NE YAPSAM?... NE YAPSAM?:.. Diye düşünmeye başladım. Tamam portakal ve mandalinayı fazlası ile kuzulara yediriyorum. Hatta Emir'im en az benim kadar bitki çayları da içiyor... Ya sebze... Evet sorun çocukların fazla sebze yememeleri... Özellikle kış sebzelerini doğru düzgün ağızlarına almıyorlar...'' 

Diye düşünerek hemen interneti açıp faydalı kış sebzeleri diye aratınca: Ooo neler neler çıktı. Ispanağın dan tutunda lahana, karnı bahar, brokoli gibi... bir sürü sebze ve faydaları çıktı. Bu sebzelerin içinden brokolinin faydaları dikkatimi çekti. Mübarek sebze sen sanırsın tek başına eczane deposu. Nerede ise her organa faydalı ve ölümden başka her hastalığa çaresi var. Tamam aranan meyve bulunmuştur!.. ''Ben kuzulara biran önce brokoli yedirmem lazım'' diyerek netten ikinci araştırmayı brokoli sevmeyen çocuklara brokoli nasıl yedirilir. Oldu. Bunda da yine bir sürü yöntem vede fikirler vardı. Ama özellikle bu yöntemlerden çoğu ananın hem fikir olduğu bir şey vardı. Oda çorbası ile hiç sevmeyen kişiler brokoli yiyorlarmış...

BROKOLİ ÇORBASI TARİFİ VE ÇOCUKLARA BROKOLİ YEDİRME ÇABALARIM

Hımmm harika... O zaman aranan yemekte bulundu akşam şöyle sıcak sıcak dumanı üstünde bir brokoli çorbası yapalım da midemiz vede organlarımız bayram etsin. İyice güçlensin de bizleri hastalıklardan korusun. Efe'ye kötü virüsü anlatırken kullandığımız benzetme gibi iyi askerler kötü askerlere karşı savaşabilsin. :) Demi ama...

Brokoli Çorbası Tarifi

Malzemeler:
-Alttaki resimde de gördüğünüz üzere biraz brokoli
-2 adet orta boy havuç
-1 adet orta boy kuru soğan
-2 adet orta boy patates
-Tuz
-Zeytin yağı
-damak tadınıza uygun baharat


brokoli çorbası tarifi

Tüm bu malzemeleri bir güzel yıkadıktan sonra kabaca kesip önce yağ sonra soğanı biraz kavrukladım. Daha sonrada havuç, patates vede brokolileri iri olarak doğrayıp düdüklü tencerenin içine koydum daha sonra tüm bunları birbiri ile tanışmaları için bir beş dakika tahta bir kaşıkla karıştırdım. En sonunda ise bir ısıtıcıdan sıcak su ısıtıp üstleri iki karış gecene kadar döküp düdüklünün ağzını kapattım. Sonrada düdüklünüzün pişirme süresi kadar ocakta pişirin.

Pişme işi bittikten sonra tencerenin ağzını açtım. Sonrada pütürlü olmasın ağza gelmesinde çocuklar rahatsız olmasın diyerek bir mikser ile de ezdim. 

Veee işlem tamam benim brokoli çorbam hazır oldu. Hatta facebook sayfamda da bugün günlerden vitamin vakti diyerekten böbürlene böbürlene çorbamı paylaşmıştım. :)

Benim hayal ettiğime göre çocuklar hatta eş kişisi dahi büyük bir zevk ile çorbamı içip, vitaminler alıp kolay kolay hastalanamayacaklar. Hatta süper anne olarak iltifatlar alacaktım. Teoride böyle yapmaları gerekiyordu. Ama maalesef ki teoride olan şeyleri pratikte yapmak pek mümkün olmadığı gibi çorbamı da öyle benim düşündüğüm gibi içmediler.. :(

Önce herkesin çorbasını itina ile kaselerine koyup. 
-Ooo bugün size bir çorba yaptım ki ba-yı-la-caksınız!...
Efe:Anne onun rengi neden öyle?
Ben: Oğlum bu iyi askerlere faydalı olduğu için o renkte.
Efe suratını hafif kırıştırarak: hımmm...
Ben:Hadi ama bakın çorbanız soğuyor. Tadına bakmadan karalar almayın. Önce tadına bakın.

Bu arada kocişkoyada hemen bir bakışla ''çabuk çorbanı iç'' ifadesi kullandım. Herkes önce bir kaşık aldı. Sonra...
Emir: Anneciğim üzülme ama ben pek beğenmedim. Hemen;
Efe de: Evettt bende beğenmedim. Çok kötü...
Kocişkoda kafası ile onaylıyor, aynen diyerek.

Sen o kadar hayaller kur, sonrada git mutfakta bu çorbayı yapmak için uğraş, hazırla önlerine koy onlar sevmesin. Sinirler basmaya başladı.
-Hemen karar vermeyin önce tabağınızdaki çorbayı bitirin, daha sonra konuşun. Efe hemen kaseyi önünden masanın ortasına doğru itti 'ben içmem' diyerek.
Emir ile kocişkoya 'hadi ama siz kasenizi bari için sonra başka içmeyin. Bakın brokoli çok faydalı bir sebze, lütfen ama... ' Diyerek acıtırakson uyguladım. 
Kocişko: Tamam hadi çocuklar kasemizi çabukça bitirelim daha sonra bir daha içmeyiz dedi.
Emir ile Efe hiç oralı değil başka bir şey yemek istiyoruz biz çorba içmeyiz diyerek mızmızlanmaya başlayınca ikinci silahımı kullandım.
Ben: Heyyyt ulan çabuk kasenizdeki çorbanızı için yoksa size başka yemek vermem.
Emir zorla iki üç kaşık daha aldı. efe bir kaşık aldı yarısı midesine yarısı masaya döküldü. İçten içe de ne kadar midelerine giderse kar kardır diye düşünüp seviniyorum. Çok mu kötüyüm ne ;)

Ve son silahım olan onlara bir sürprizim var diyerek onların sevdiği tatlıyı gösterdim.
-Bakın kasesini ilk kim bittirse bu tatlıdan yiyebilecek dedim. 
Emir hemen: Tamam ben bitiririm diyerek kaseyi kafasına dikti. :)
Efe yine yarısı içine yarısı masaya bir iki kaşık daha aldı.

Öyle böyle derken kocişko ile Emir'e bir kase çorbayı zorla da olsa içirdim. Ama Efe'ye içiremedim. Baktım elini ağzı ile tutup ' midem bulanıyor' filan demeye de başlayınca daha fazla zorlamadım.

Daha sonra o bir tencere çorbayı onların önünde iki gün ısıtıp ısıtıp imrendirmek için. 'Ohh çok lezzetli imiş Ohhh vitamin deposu imiş ' diyerek içtim. Ama hiç biride imrenip bize de ver demediler... :(

Ama ben durur muyum? Cıksss, yine durmadım bu seferde yemeyeceklerini bile bile en azından evde fazla fazla görsünler de öğrensinler diyerek brokoli salatası yapmak için önce brokolileri haşladım, daha sonrada onları süzüp, daha önceden hazırladığım sarımsaklı yoğurdu üzerlerine döktüm en üstüne de salçalı sos masaya getirdim. Emir görüntüyü beğendi tadına baktı. Veee bingo beğendi... :) Kocişkoda aynı şekilde. Efe hiç tadına dahi bakmadı.. Ama olsun elde var iki diyerek sevindim. Bundan sonra bizim evde brokoli salatası olacak öyle çorba yapmak için uğraşmak yerine, önce brokolileri haşla, sonra üzerine yoğurt ve sos bitti.. Üstelik fazla haşlamadan yaptığım için vitamin değeri de ölmüyor. Miss daha ne olsun bundan iyisi şamda kayısı. :)


Hoşça kalın.