14 Mart 2016 Pazartesi

YİNE BİR PATLAMA VE YİNE ÖLÜMLER

Dün hava çok güzel olmasına rağmen dışarı çıkmak istemedik. Onun yerine evde kalıp, balkonu düzenleyip; orada günümüzü geçirmeyi planladık. Öylede oldu.... İlk olarak balkonu yeniden kullanır hale getirmek için bir güzel temizleyip, bahar havasını balkonumuza da kattık. Daha sonra çocuklar ile birlikte mutfağa gidip, kurabiyeler yaptık.

Pişen kurabiyelerinizin yanına bir demlik çayda demleyip, balkonumuzda balkon sefası yaparken... Telefonum uzun uzun çaldı. Hemen bir koşu gidip, telefona cevap verince ilk aldığım cevap:
-Alo kızım neredesiniz? oldu.
-Evdeyiz baba dedim...
O sırada biran bir sessizlik oldu. Evde olduğumuza sevinen; ama sevindiği için belkide vicdanen rahatsız olan bir babanın sessizliğiydi bu...

Kötü bir haber olduğunu anladım. Ama BU KÖTÜ HABERİN ne olduğunu anlayamadığım için bende sessizce karşı hattaki sesi dinledim.
-Kızım yine Ankara da patlama olmuş...Dedi ve hemen telefonu kapattı...
O an içimdeki bahar havası yerine - tıp ki şuanda Ankara da mevcut olan hava gibi - içim  de öfke şimşekleri çakıp, hüzün yağmurları yağdı. Hemen salona geçip, televizyonu açtığımda ilk karşılaştığım görüntü: ''Ankara güven parkta toplu taşıma aracı olan egoya bir araç çarpıp, patlamış... Bu patlamanın bilançosu ise; 27 ölü ve 75 yaralı olarak gözüküyordu....''
27 ana ve baba evlatsız; sayısız çocuk ise anne ya da babasız kaldı. Ve her şeyden önemlisi tek hatası o saatte o belediye otobüsünde olmak olan 27 can daha yok olmuştu. Peki ama niçin???


Ankara patlaması hakkında yazı

İçeride uzun süre kalmam sonucu meraklanan eşim, hemen peşimden gelince oda gördü. Ekrandaki haberi...
Sonra hiçbir şey demeden sadece ekrana bakıp, daldık. İkizin içinden de fırtınalar koptuğu yüzümüzde istemsizce yansıyan yüz mimiklerimizden belliydi... :(

Bir müddet sonra: ''anne-baba ne oldu neden gelmiyorsunuz?'' diye söylenerek salona giren çocukları görünce hemen ekranı kapatıp. Yüzümüze kocaman bir yalancı gülümseme kondurup: 'HİİİÇ!'' dedik. Sonrada düşündüm:
'' Sahi ya bu ölen ve yaralanan insanlar neden öldü?. Koskocaman bir hiç yüzünden mi?'' diye...

Biliyorum hayat yine devam edecek, tıp ki diğer olaylarda olduğu gibi bir hafta - belkide dahada kısa süre sonra- hayat kaldığı yerden yine devam edecek. Yine eskisi gülüp, eğleneceğiz...
Ama ya o ölenlerin yakınları, o çocuk anne yada babasının yüzünü bir daha hiç göremeyecek? Acaba bu işleri yapan teröristler bu kadar insanın haklarını öbür dünyada nasıl ödeyecekler?...

Terörü ve terörü destekleyen tüm insanları lanetleyip, onları Allah'a havale diyorum. Allah'ın bunların belasını en kısa sürede el- kahhar isminle ceza ver... Amin!....
Hoşça kalın.

5 Mayıs 2015 Salı

HAYATIMIZ BİR PAMUK İPLİĞİ İLE BAĞLI

İnsan oğulları olarak bizler bazen hayat telaşı vede kargaşaşısına öyle bir kendimizi kaptırıyoruz ki. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.. Ama hayat bazen hiç beklemediğimiz bir anda başımıza öyle bir olay çıkartıyor ki bizim aklımızı tekrar başımıza almamıza sebep oluyor. O olay sırasında bir şöyle irkilip, kendimizi toparlayıp, ölüm var\Eğer vademiz dolsa idi oda bahane olacaktı belkide... gibi düşüncelere kapılıp bir panik yapıyoruz.


Aradan bir kaç gün bilemedin bir hafta sonra o olayı tamamen unutup,
yine aynen kaldığımız yerden dünya telaşı için koşuşturmaya devam ediyoruz... Diyorum...

Çünkü benim başıma gelen küçük bir kaza sonucu eğer ben ölsem çocuklarıma kim bakacak? Çocuklarım ve eşim ne olacak? Dahada önemlisi ben kendi amelimi ahiret için hazırladım mı? Orada Yüce Yaradanın karşısına çıkınca ne yapacağım?... Gibi, kafamda bir sürü deli sorular dolaştı.
En acısı da ben bu soruların hiç birine doğru düzgün cevap bulamadım... :(

Dün ikindi vakti Efe önce yine her zaman ki gibi ''anne canım sıkılıyor'' demeye başladı. Önce bir iki oyaladım filan olmadı. Daha sonra ünlü bir pedagoğun yazısında:
'' canı sıkılmanın aslında bizim düşündüğümüz gibi kötü bir olay değil. Aksine iyi olduğunu, o çocukta yaratıcı gücünü geliştireceği yazıyordu..''
Bu yazıdan sonra Efe'ye ''düşün bakalım oğlum ne yapabilirsin? Elbet yapabilecek bir şey bulabilirsin'' dedim. Oda bir müddet canım sıkılıyor dedikten sonra kendi kendine oyun oynamaya başladı... 

Sonra oğlum ile birlikte salona geçip -kapıyı da kapattıktan sonra- birlikte Kur'an-ı Kerim okumaya başladık. Tabi bu esnada ocağa koyduğum düdüklü tencereyi tamamen unutmuşum. Aradan bir saat kadar zaman geçtikten sonra tamamen tesadüfen antreye çıkınca gördüm ki. Her taraf kap-karanlık bir duman kaplı ve çok pis şekilde yanık kokusu var. Hemen aklıma ocak geldi ve mutfağa koştum. Mutfakta yanan ocağı kapatıp düdüklü tencereyi ocaktan alıp soğuk suyun altına koydum. Sonrada  göz gözü görmeyecek şekilde eve dolan dumanı çıkarmak için kapı, pencere ne varsa açtım. Saat 17.50 gibi gerçekleşen olay ile havalandırdığım evi gece yarısına kadar kapıları açtım. Ama duman kokusu halen geçmedi.

Sabah kalkıp Emir'i okula bıraktıktan sonra tekrar tüm kapı ve pencereleri açmama rağmen halen evde koku tam olarak gitmemiş. Durumda... :(

Bu şekilde belkide büyük bir kazayı, çok şükür ucuz şekilde atlattık. Ama ben bu olaydan sonra -dünden beri hayatın ne kadar kısa olduğunu bir kez daha canlı canlı olarak görmüş oldum..

Hayat, hakikaten de bir masal gibi bir varmış, bir yokmuş şeklinde. Ve bir pamuk ipliği ile bağlı... O ip belkide hiç beklemediğimiz ve ummadığımız bir anda ansızın kopacak...

Hoşça kalın...