24 Şubat 2025 Pazartesi

ASLA BOYUN EĞME KİTAP YORUMU

 Merhabalar arkadaşlar, sizlere yeni bir kitap özetini paylaşmaya geldim. Bu kitabı Ramazan ayında okumuştum. Paylaşmaya ancak fırsat bulabildim. Beni instagramdan takip edenler bilir. Ev taşıdım... O sebepten bu aralar biraz yoğunum. Ondan yine bloğuma birazcık ara verdim. Ama bu aralar kısa aralar öyle geçen seferki gibi aylarca hatta senelerce ara olmayacak inşallah.

Asla Boyun Eğme kitabında İslam’ın baş düşmanı Ebu Cehil’in şehit ettiği Hz. Sümeyye’nin hayatının sürükleyici bir anlatımı var. Alper Kağan Üçer; iki cihan Peygamberi Hz. Peygamber’in insanlığı kurtuluşa çağırışını, atalarının Gök Tanrı inancını kalbinde yaşatan köle Sümeyye’yi, eşi Yasir’i ve oğulları Ammar’ı çarpıcı bir üslupla anlatıyor.


Müslümanların maruz kaldıkları büyük baskı ve işkencenin ilk kurbanları olan şehit karı-koca, Sümeyye ve Yasir asırlar öncesinden bize zulme ve küfre asla boyun eğmememizi haykırıyorlar. Allah onlardan razı olsun. Sayın Üçer’i bu güzel eser için kutluyorum.

Son olarak kitaptan altını çizdiğim birkaç cümleyi sizler ile paylaşmak istiyorum...



"Asalet; insanın yaradan'a, yakın ve uzak çevresine, bütün insanlara, hatta tüm aleme karşı, tutum ve davranışlarında ahlaklı olmasıydı. Asalet; farz ve vacip sınırlarının da ötesinde imkan ve kabiliyetlerine göre kulluğun, özverinin, erdemin nicelik ve nitelik olarak en yüksek seviyesine ulaşmasıydı. İnsanın en büyük asaleti ve süsü; kendisine doğumuyla bahşedilen 'kul' hakkıydı!"


Hiç beklemediğiniz bir mutluluk gelip sizi kucaklayınca o sevincin içinde bir kaybetme korkusu belirir ya... Öylesine titrek gülüş vardı yüzünde.


Sabretmek nedir diye sorsalar "beklemek" en güzel cevap olurdu herhalde. "Nerede", "nasıl", "neyle" ve "nereye kadar" beklemek diye sorular gelmesi kaçınılmazdır. O an "içine düştüğünüz kasvet halinde", "üzülmeden", "huzur veren rıza" halinin doğmasına kadar" "bu sıkıntıyı gönderene sığınıp" beklemek.


Eğer dayanacak sığınacak bir duvarınız olmasa siz, size ait olanların sığınağı, duvarı oluyorsunuz.



Uyumak,şu an sadece adımı ruhumu her şeyi unuturcasına uyumak ve kalbimdeki şeytanın verdiği vesveseleri,soruları duymadan sadece uyumak istiyorum.
Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

3 Mart 2020 Salı

KUŞLARI UĞURLAMA SANATI KİTAP YORUMU

Yazar: Serpil Tuncer

Sayfa Sayısı: 168

Yayın Evi: Anatolia kitap

KUŞLARI UĞURLAMA SANATI KİTAP YORUMU


Merhabalar arkadaşlar; çok severek okuduğum @yazar.sepiltuncer in ''kuşları uğurlama sanatı'' kitabının yorumunu paylaşmaya geldim. Aslında kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu. Ancak bir türlü bilgisayarın karşısına geçip, paylaşamadım. Bu aralar Ülkece çok üzücü günler geçirdiğimiz için elim kolumda yazmaya kalkmadı bir türlü. O sebepten sürekli erteledim durdum. Veee daha fazla ertemeyi bırakıp, kolları sıvayıp, paylaşmaya geldim.

Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Ben kalemini çok sevdim. Kitap bir öykü kitabı. Ben öyküyü tıp ki bir doğayı, bir çocuğu sever gibi severim. Kitabın içinde tam 23 tane öykü var. Bu öykülerden hangi birinden bahsetmeli bilmiyorum. Çünkü kitabın içinde öyle güzel yaşamlar var ki; hiç bitsin istemedim Bazen bir yokluktur gidiyor. Bazen ise umut. Her öyküdeki yaşamlar o kadar tanıdık geldi ki yazılanlar... Hikayelerde kendimizden, çevremizden, gerçeklerimizden bir parça buluyoruz. Hikaye kahramanlarının bilinçaltına inerek ruhsal çözümlemelerde bulunan;susturulup bastırılmış duygularını, açmazlarını, sıkıntılarını, yalnızlığını, bunalımlarını, kuşatılmışlığını, dağınıklığını, parçalanmışlığını, umut ve kırılganlıklarını su yüzeyine çıkarmakta mahir bir kalem..

Kitapta altını çizdiğim yerlerden bazıları:


Gece izini silmeden sabah olmuyor. Bak nasıl da çekildi yıldızlar . Rüzgara kapılmış kum tanecikleri gibi içip gittiler gökyüzünden. Gördün değil mi?
Şu dakikadan sonra acılarını içine gömüp yaşama kaldığı yerden devam edenlerden olacağım.
Düzeltmek lazım devrik cümlelerini, devrik olmam bütün dünyam benim. Acılar insanı devrik yapıyor. Sen de devrik olmalısın!.. . .
İnsan, kocaman bir dünyanın ta kendisidir. Dünya yüreğindedir.
Anladım ki, bir gönüle iki aşk sığmazmış.
En fazla bir yıl sürer, yirminci yüzyıllarda ölüm acısı.

Bir çırpıda okunup bitecek, yüreğinize dokunacak bu eser ilgililerine tavsiyemdir der hepinize şimdiden keyifli okumalar dilerim. Kitapla Kalın

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

22 Ocak 2020 Çarşamba

GAZİ HAN OSMAN KİTAP YORUMU

Yazar: Sıtkı Öztürk

Sayfa Sayısı: 362

Yayın Evi: Anatolia kitap

GAZİ HAN OSMAN KİTAP YORUMU


Merhabalar arkadaşlar bu kitabı aslında tarihe ayrı bir merakı olan oğlum Emir İçin aldım. Kitap gelince elime alıp; "Kitapta neler anlatıyor? Oğluma uygun mu?" diyerek okumaya başladım. Ancak o başlayış bir daha kitabı elimden bırakamadım. VEEE Bitirdim...
Kitap roman şeklinde yazılmış, ama tarihte içeriyor.
Osmanlı Devletinin kuruluşunu Osman Gazi'nin bebekliğinden ölümüne kadar dönemi anlatıyor. Bunun yanında Osman Gazinin evlatlarını, aksungur, Eşini ve evlatlarını arayan bir kurt, gökte uçan aksungur, özgür bir at, Moğallar, Selçuklular, savaş ve aşk içeriyor...

Yazar tarih öğretmeniymiş. Tarih öğretmenin kaleminden okumak ayrı bir güzel. Olaylar gerçek hayattan esinlenerek yazılmış. Ancak kurguda yok değil. Ki bence onu roman yapanda o kurgular olmuş bence.
Aksungur'un Osman'a verdiği ilk öğüt: "Yapabileceğin en büyük hata, bir hata yapacağından sürekli korkmak; unutma!" 
Bence çok yerinde ve anlamlı bir öğüt başka hoşuma giden bazı öğütler ise bunlar:

"Acı insanı daha güçlü, korku daha cesur ve hayal kırıklığı ise daha bilge yapardı. Övünmek ders almayanlar içindi."
"İyiliğe kötülük şer kişinin kârı, iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin karışmış oğul.!"
"Cesareti ile yaşamayan esareti ile ölür."
"Bir cemiyette kuvvet, fikirden önce geliyorsa ortada adalet namına bir şey kalmaz."
 "Başarı,düşmemekte değil; her düştüğünde tekrar ayağa kalkabilmekte!"
"Unutma! Mazlum olmak zalim olmaktan yeğdir."
Sıtkı Öztürk'ün kalemiyle yeni tanıştım ve tarih olmasına rağmen çok akıcı buldum. Tarih okumak isteyip de korkanlar bu kitabı rahatça okusun, çekinmesin BENCE!...

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

19 Aralık 2019 Perşembe

YETİŞKİN ÇOCUKLAR KİTAP YORUMU

Yazar: Doğan Cüceoğlu

Sayfa Sayısı: 252

Yayın Evi: Remzi Kitabevi

YETİŞKİN ÇOCUKLAR KİTAP YORUMU

Bedenen gelişmiş ama duygusal olgunluğa erişememiş insanların anlatıldığı Doğan Cüceloğlu kitabı. "aile ortamı ve çocuk yetiştirme üzerine yakup bey'le söyleşiler" alt başlığından da anlaşılacağı üzere, söyleşilerden oluşuyor. "bu kitap, aslında bildiğimiz, fakat üzerinde düşünme gereğini pek duymadığımız bir öyküyü anlatıyor. bu öykünün kahramanlarını tanıdıkça çocukluğunuzu, ailenizi, çevrenizdeki insanları, en önemlisi de kendinizi daha iyi anlayacaksınız." deniyor.
Bende bu söze imzamı atarım kesinlikle doğru. Bu kitabı anne ve baba olan her ebeveyn okumalı. Bu kitap sayesinde kendimizdeki eksiklikleri fark ediyoruz. Hatta fark etmek ile kalmayıp, bu eksikliğin neden kaynaklandığını dahi anlıyoruz. Aslında kitap hakkında yazı yazmak yerine altını çizdiğim ve çok etkilendiğim paragrafları buraya yazayımda sizde kitap hakkında bilgiyi. Kitabın paragraflarından anlayın. Çünkü bu kitabı en iyi anlatan cümleler bence yine kitabın içinde yer alan cümlelerdir...

İnsanın çocukluğu sağlıklı ise ve geliştiren bir aile içinde koşulsuz sevgi içinde
büyümüşse, yaşamın en zor koşulları altında bile akıl sağlığını korur ve mutlu olabilir.
Eğer çocukluğunda koşullu sevgi ile büyümüş ve utanca boğulmuşsa,
ilerde en iyi koşullar altında bile mutlu olamayacaktır." (Sayfa 97)
 Mutlu yetişen çocuklar, olayların çoğunda mutlu olunacak bir yön bulurlar. Mutsuz yetişen insanlar ise, olayların çoğunda mutsuz olunacak bir yön bulurlar. Onları mutlu edecek olayların sayısı yok denecek kadar azdır. (sayfa 93)
Yakup Bey, "Sağlıklı ilişkide çatışma olur," diye söze başladı ve gülerek "Eşler arasında çatışma olmayan sağlıklı aile yoktur,"diyerek sözünü bitirdi.(Sayfa 193)
Yanı sözün özü: Bütün anne ve babaların hatta öğretmenlerin, anne-baba adaylarının okuması gereken muhteşem bir kitap . Bir başucu kitabı çok faydalı ve her şey çok doğru anlatılmış...



Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

5 Kasım 2019 Salı

İPEK SOKAĞI KİTAP YORUMU

Yazar: Asalet Salgınoğlu

Sayfa Sayısı: 192

Yayın Evi: Meriç

İPEK SOKAĞI KİTAP YORUMU


Merhabalar arkadaşlar, bugün sizlere 2 günde okuyup bitirdiğim çerez tadındaki İpek sokağı adlı kitabı paylaşmaya geldim. Bu kitap özellikle genç kızların bayılacağı cinsten harika bir kitap. Üstelik okuması da çok basit.
İpek sokağının baş kahramanı Aylin Ankaralı ama iş sebebi ile Eskişehir de yalnız başına yaşayan bir kadın. Bir gece yarısı karşı komşusunun evinde yaşanan aile dramı sebebi ile karşılaştıkları polis memuru ile başlayan bir ilişki ve bu ilişki sonucu nişanlanma ve evlilik serüvenlerinin yer aldığı bir kitap. Üstelik eşinin tayini Şanlıurfa'ya çıkınca oraya yerleşiyorlar. Yazar Şanlıurfa'nın havasını gezilecek tarihi yerlerini de öyle güzel anlatmış ki kitabı okurken sende Aylin ile birlikte oraları geziyormuş gibi hissediyorsun. 

Kitabın serisi olacakmış. Yazar instagram sayfasından ikinci kitabın geleceğini bildirmiş. 2. kitabını da okumak istiyorum. Çünkü kitap biterken hani yazımın başında da yazdığım gibi karşı komşusunda bir aile dramı yaşandı yazmıştım ya; İşte o olaydan sonra bir daha haber alamadığı komşusundan mesaj geliyor. 
''İpek sokağında yitirilmemiş, kaybedilmemiş tek dostumsun. 
En kısa zamanda görüşmek üzere. 
DİLEK... ''diye...

Kitaptan altını çizdiğim yerlerin bir kısmı:

Herkesin hayatında fosforlu renkler yok ve hatta herkesin gökkuşağında yedi renkte yok. Hatta bazılarının gökkuşağı da yok.
Of meğer evlenirken ne çok acırmış kapandı zannedilen yaralar. Şakır şakırda kanarmış, yıllardır bu kadar gömülmedim babamlı mevzulara. 

İpek Sokağı kitabı herne kadar başlangıcı acıklı bir olay ile başlasa da aile sıcaklığını öyle güzel anlatmış ki. Kitabı okurken seninde içinde bir huzur, suratında da anlamsızca bir gülümseme ile okuyorsun. Hatta zaman zaman üzülüp göz yaşlarına hakim dahi olamıyorsun...

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

28 Ekim 2019 Pazartesi

TEHLİKELİ OYUNLAR KİTAP YORUMU

Yazar: Oğuz Atay

Sayfa Sayısı: 474

Yayın Evi: İletişim




Tehlikeli Oyunlar kitabı; Araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek sonunda bitirdim. Bir süredir okuduğum kitaplarda fark ettiğim bir husus var: Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. Tıp ki “Tehlikeli Oyunlar” kitabı gibi...

Peki bu kitap ne anlatıyor? Diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 474 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor. Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer oluyor. O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:

“Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?”(s.319)

“beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım…” (s.318)

Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere kitap, bilinç akışı yönteminin büyük ustalıkla kullanıldığı bir eser olmasından dolayı okuyucu biraz zorlayabilir. Eğer kitabı okurken kafanız başka bir yerdeyse hemen metnin dışına atılırsınız. Çünkü, bir paragraf önce Oğuz Atay’ın size bir şeyler anlattığını sanırken bir paragraf sonra konuşma Hikmet Benol’un cümlelerine dönebilir. Albayın her an Hikmet’in içinde ve dışında olması da okuyucuyu gerçeklik bakımından yorabilir. Bazı yerlerinde Albayın varlığını sorgulayabileceğiniz gibi bazı yerlerinde Hikmet’in bile varlığını sorguluyorsunuz; aslında bunların hepsi bir oyundan ibaret mi diye düşünebilirsiniz....

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

17 Mayıs 2019 Cuma

BAŞARIYA GÜLÜMSE KİTAP YORUMU

Yazar: Sıtkı Aslanhan

Sayfa Sayısı: 260

Yayın Evi: Çınaraltı

BAŞARIYA GÜLÜMSE KİTAP YORUMU


Merhabalar sevgili okurlar bugün sizlere aylar önce okuduğum; ancak bir türlü buraya yazmaya fırsatımın olmadığı bir kitabı paylaşmaya geldim. Sıtkı Aslanhan'ın ''Başarıya Gülümse kitabı'' 

Başarıya gülümse kitabında; başarılı olmak için tavsiyeler veren ve sizi motive eden bir kişisel gelişim kitabı. Sohbet tarzında yazılmış olan bu kitap birkaç başlık altında bize başarıya nasıl ulaşacağımızı anlatıyor. Kitabın özdeyiş, şiir ve ayetlerle süslenmiş olması kitabı zenginleştirmiş. Bir kişisel gelişim kitabı olmasına rağmen okurken sizi sıkmadan anlatmak istediklerini samimi bir dille anlatıyor.


“ İnsan bedenini bir başka varlığın bedeninden ayıran en önemli özellik, içimizdeki ruhtur.
Herkesin bedeni öldüğünde çürüyor.
Bizi de toprağın altına koyduklarında biz de birkaç ay içerisinde çürüyüp gideceğiz.
Eğer bizim bedenimiz bir anlam ifade ediyor olsaydı bedenimizin çürümemesi lazımdı.
İnsanı diğer canlılardan ayırt eden en önemli özellik, içinde var olan ruh...
İçindeki ruh beslenmeyince, dışarıdaki görüntü de çöküntü halinde oluyor.
Üç-beş gün yemek yemediğiniz zaman;
halsizlik, yürüyememezlik, kollar, baş,gövde, her şey bitmiş vaziyette bir görüntü sergilersiniz.
İşte içimizdeki ruhumuzu da ideallerle, hayallerle, amaçlarla, gayelerle, uğruna ölümü göze alabilecek kadar büyük ideallerle beslemezsek bir süre sonra ruhumuzun öldüğünü hissederiz. İçimizdeki ruh öldüğü zaman, belki de sayıları milyonlarla ifade edebilecek kadar çok olan yaşayan ölülere döneriz. Varlığıyla yokluğu, yaşamadıysa ölmesi arasında hiçbir fark olmayan insanlara döneriz.”


Diyor kitabında Sıtkı Aslanhan.

Haykırmak istediğim tüm cümlelerin özeti mahiyetinde bu satırlar...

Hedefi olanları özellikle sınav psikolojisinde olan her insana bir çok konuda oldukça güdümleyecek bir eser, Başarıya Gülümse.

Bu alanda okuduğum en iyi eserlerden biri.

İnsana pozitif enerji veren ve zihninde barındırdığı hayalleri tozlanmaya terk edilmiş raflardan indirme cesaretini kendinde bulamayanlara arkasından sıcak ve samimi bir elin dokunuşuyla ‘ben burdayım, seninleyim, sana destek olmaya geldim. Kimsenin sana giydirmeye çalıştığı kılıfa bürünme, sakın korkma sen başaracaksın, yeter ki iste ve çabala, çabaladığın hiçbir şeyin boşuna gitmediğini denemeden göremezsin’ cümleleriyle insanı önce kendine getiren daha sonra itekleyen bir dost gibi geldi yüreğime...

Ne iyi geldin.

Bu hayatta en güzel şeylerden biri de, birilerin ruhuna ilaç olmak değil mi?

Eflatun’un da dediği gibi;

‘Gövdeyi öldürenden çok, ruhu öldürenden korkun. Ölümlerin en korkuncu ruhun ölümüdür.’


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

15 Mart 2019 Cuma

BİR GENÇ KIZIN GİZLİ DEFTERİ KİTAP YORUMU

Yazar: İpek Ongun

Sayfa Sayısı: 263

Yayın Evi: Artemis 

BİR GENÇ KIZIN GİZLİ DEFTERİ KİTAP YORUMU

Merhabalar sevgili okurlar; bugün sizlere İpek Ongun'un bir serisinin ilk kitabı olan ''bir genç kızın gizli defteri'' kitap yorumunu paylaşmaya geldim. Kendisini geç keşfettim. Çünkü serisi 90 lı yıllarda çıkmış. Ancak ben sokakta kitap satıcısında görüp, merak edip satın almam sonucu bu yazarı tanıdım. İyi ki de tanımışım. Kalemi çok akıcı. Sıradan bir kızın hayatını bize öyle bir sunmuş ki sanki arkası yarın dizi izler gibi kitabı büyük bir merak ve arzu ile okuyorsun.

İsterseniz sizlere kitaptaki kişileri tanıtayım;
Serra, başrolümüz. İlk başlarda kilolu, sivilceli öz güveni olmayan bir kız olsada sonradan değişiyor. Aynı zamanda da bir kitap kurdu :) 
Sırma, Serra'nın kuzeni. Biraz kokoş ve havalı bir tip ama onu da çok seviyorum.
Ayşegül, Serra'nın Ankara'daki en iyi arkadaşı. Güzel ve iyi bir kız. 
Atasay, Serra'nın ilk aşkı. İlk başta Serra'yı fark etmese bile Serra değişince peşinden koşuyor ama artık Serra pas vermiyor.
Cüneyt, Atasay'dan sonra Serrra'nın hoşlandığı tip, sonradan sevgili oluyorlar. 
Zeynep ve Tümay, İzmir'den Serra ve Sırma'nın arkadaşları. Çok iyi, güzel ve komik kızlar. Tümay yüzücü. 
Bora,Sırma'nın sevdiği havalı çocuk. 
Serpil,o da Bora'yı seviyor ve Sırma gibi kokoş.
Selin Abla, üst sınıflardan çok tatlı biri.
Özge Ağabey, adının kız adı olmasına biraz şaşırdım :D O da üst sınıflardan ama biraz sert bir tip.

Kitaptaki baş karakter olan Serra'nın tuttuğu günlük olarak ele alınmış bir kitap. Günlük tutmayı çok sevdiğim için ben zevkle okudum. Bence sizlerde heleki genç kızlar bu kitaba bayılacak ben hemen oğlumun sınıfındaki bir kız arkadaşına kitabı okuması için vereceğim. Bence sizlerde genç kıza hediye almanız gerektiği anda bu kitabı tercih edin. Kitap gerçektende çok güzel bir solukta okunup bitecek cinste ilerleyen kitaplardan. Ben zevkle okudum. Hatta şuanda serinin diğer kitaplarını okuma arzusu içindeyim....


~Kitaptan alıntı~

Sevgi, dünyanın en güzel duygusudur. Sevmeyen insanlar yaşam boyu katı ve hoşgörüsüz olurlar. Birini, bir şeyleri sevebiliyorsan, utanacağına kendinle gurur duymalısın.
Duygudan yoksun akıl ,topaldır.
Akıldan yoksun duygu, kördür...
Kitabı okuyalı çok oldu hatta bu kitabı bitirdikten sonra okumaya başladığım kitabı dahi yarı yaptım. Ancak buraya yazmak biraz geç oluyor. Malum zaman ve emek istiyor blog yazmak o sebepten biraz geç oluyor. Ama illaki yazıyorum. Nede olsa burasıda benim günlüğüm. ;)


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

5 Mart 2019 Salı

KÜÇÜK PRENS KİTAP YORUMU

Yazar: Anoine de Saint-Exsupery

Çeviri: Kemal Yılmaz

Sayfa Sayısı: 119

Baskı Yılı: 2016

Yayın Evi: Parıltı yayıncılık

KÜÇÜK PRENS KİTAP YORUMU


Küçük prens kitabını ilk Emir'in Türkçe öğretmeni ödev olarak verdiği için ona aldık. Kara kuzum okudu, hatta ak kuzum dahi okudu. Bloglarda ve instagram sayfalarında çok yaygın hatta övgü ile bahsedilen bir kitap olunca bende okumak istedim. Ve burada da paylaştığım üzere okumaya başladım. Kitap kısa bir kitap olunca; su gibi akıp gidiyor. 1-2 günde bilemedin 1 haftada okuyup bitecek cinsten bir kitap. Kitabı okurken hatırladım ki bu kitabın eski baskısı bizde de vardı. Orta okul herhalde onda tam net değilim; ama okumuştum. Demek ki o yıllarda beni fazla etkilememiş ki, okuduğumu unutmuşum. Zaten blog yazmayı da bu sebepten çok seviyorum. Böylece her okuduğum kitabı kaydetmiş. Her önemli günlere burada yer verdiğim için zaman geçtikçe unutulunca; hemen açıp, okuyup o anları hatırlıyorsun...

Neyse biz küçük prense gelelim. Küçük prensin yaşadığı gezegeni bulan pilot ilk çizdiği resmi büyüklerin anlamaması sonucu resim çizme arzusunun gitmesi benim küçüklük yıllarımı anımsattı. Bende küçükken saçma sapan şeyler çizer ve büyüklere gösterirdim. Ama kimse önemsemez hatta ne çizdiği anlamazlardı. O yüzden bende resim çizme olayını bıraktım. Ama bak halen içimde bir yerde o duygu yaşar. Arada kabarır, bende çizer-boyarım. Sonra o duygu tekrar sönünce yine vazgeçerim...

Pilotun kaza yapması sonucu yolları kesişen küçük prens. Büyüklerden çok içindeki çocukluğu öldürmüş sıradanlanmış büyükleri yargılıyor. Küçük Prens'in en sevdiğim özelliği ise durmadan sorular sorması ve cevabını almadan da rahatlamamasıydı. Öğrenmenin sonu olmadığını göz önüne alırsak, soru sormak, meraklı olmak çok güzel ve gerekli bir özellik bence.

Kitaptan alıntılar;

"Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir. Sahibi olmayan bir ada bulursan, o da senindir. Bir buluş yaparsan patentini alırsın, buluş senin olur. Madem ki yıldızlara sahip olmak benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir."

"Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir."

"İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."

Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim: Onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. “Sesi nasıl?” demezler örneğin, ya da “Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?” diye sormazlar. Onun yerine “Kaç yaşında?” derler. “Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?” Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı. Eğer büyüklere, “Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var.” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, “Yüz milyonluk bir ev gördüm.” dersiniz, işte o zaman size, “Oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.


Tüm satırların altını çizmeye hevesliyim, ancak bu masalı iki kelimeyle hatırlıyorum ben: büyükler ve fil yutmuş boa yılanı. Küçük Prens, büyüklerin tuhaf, anlaşılamaz, saplantı haline gelmiş alışkanlıklarına hayret ediyor. Ancak şu bir gerçek ki yaş ilerledikçe hepimiz büyüklüğün bazı hastalıklarına tutuluyoruz. Bu kitap da diğer büyüklerle değil içimizdeki bazı “büyüklerle” uğraşıyor zaten. Büyümek sorun değil de içindeki çocuğu muhafaza ederek büyümek mesele işte. Öyleyse içindeki çocuğa sıkı sıkı sarılan büyükler olalım biz de. NE DERSİNİZ? 😉

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım