24 Şubat 2025 Pazartesi

ASLA BOYUN EĞME KİTAP YORUMU

 Merhabalar arkadaşlar, sizlere yeni bir kitap özetini paylaşmaya geldim. Bu kitabı Ramazan ayında okumuştum. Paylaşmaya ancak fırsat bulabildim. Beni instagramdan takip edenler bilir. Ev taşıdım... O sebepten bu aralar biraz yoğunum. Ondan yine bloğuma birazcık ara verdim. Ama bu aralar kısa aralar öyle geçen seferki gibi aylarca hatta senelerce ara olmayacak inşallah.

Asla Boyun Eğme kitabında İslam’ın baş düşmanı Ebu Cehil’in şehit ettiği Hz. Sümeyye’nin hayatının sürükleyici bir anlatımı var. Alper Kağan Üçer; iki cihan Peygamberi Hz. Peygamber’in insanlığı kurtuluşa çağırışını, atalarının Gök Tanrı inancını kalbinde yaşatan köle Sümeyye’yi, eşi Yasir’i ve oğulları Ammar’ı çarpıcı bir üslupla anlatıyor.


Müslümanların maruz kaldıkları büyük baskı ve işkencenin ilk kurbanları olan şehit karı-koca, Sümeyye ve Yasir asırlar öncesinden bize zulme ve küfre asla boyun eğmememizi haykırıyorlar. Allah onlardan razı olsun. Sayın Üçer’i bu güzel eser için kutluyorum.

Son olarak kitaptan altını çizdiğim birkaç cümleyi sizler ile paylaşmak istiyorum...



"Asalet; insanın yaradan'a, yakın ve uzak çevresine, bütün insanlara, hatta tüm aleme karşı, tutum ve davranışlarında ahlaklı olmasıydı. Asalet; farz ve vacip sınırlarının da ötesinde imkan ve kabiliyetlerine göre kulluğun, özverinin, erdemin nicelik ve nitelik olarak en yüksek seviyesine ulaşmasıydı. İnsanın en büyük asaleti ve süsü; kendisine doğumuyla bahşedilen 'kul' hakkıydı!"


Hiç beklemediğiniz bir mutluluk gelip sizi kucaklayınca o sevincin içinde bir kaybetme korkusu belirir ya... Öylesine titrek gülüş vardı yüzünde.


Sabretmek nedir diye sorsalar "beklemek" en güzel cevap olurdu herhalde. "Nerede", "nasıl", "neyle" ve "nereye kadar" beklemek diye sorular gelmesi kaçınılmazdır. O an "içine düştüğünüz kasvet halinde", "üzülmeden", "huzur veren rıza" halinin doğmasına kadar" "bu sıkıntıyı gönderene sığınıp" beklemek.


Eğer dayanacak sığınacak bir duvarınız olmasa siz, size ait olanların sığınağı, duvarı oluyorsunuz.



Uyumak,şu an sadece adımı ruhumu her şeyi unuturcasına uyumak ve kalbimdeki şeytanın verdiği vesveseleri,soruları duymadan sadece uyumak istiyorum.
Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

13 Ekim 2023 Cuma

BİR AŞK MASALI KİTAP YORUMU

Ahmet Ümit’in kalemini çok sevdiğimi söyleyerek başlamak isterim yorumuma. Gerçekten okurken mest oluyorum kendisini.. En çok cinayet romanlarını seviyorum tabii ki. Masal kitaplarından okumamıştım daha önce, bu ilk oldu.  Ahmet Ümit diğer kitaplarındaki yazım dilinden farklı olarak masal anlatımı kullanmış. Vermek istediği tüm mesajları bu masal içerisine sunmuş.


Ahmet ÜMİT - Bir aşk Masalı Kitap Yorumu


Yalnız çocuklar masal okuyacak değil ya bu da yetişkinler için masal. Hem de ince ince mesaj veren bir masal. Özgürlük yoksa aşk ta yoktur. Alışılmış Ahmet kalemi değil ama yine de beğendim.

Beş farklı ülkenin beş farklı prensi aynı gece aynı rüyayı görüyor, rüyalarında bir kız... su gibi... aşık oluyorlar... rüyadan gerçek dünyaya döner dönmez bu kızın peşine düşüyorlar. Hepsinde aynı amaç, aynı aşk, aynı heves...

Her yol zorlu, sürekli başa dönmek kolay mı? Aşk uğruna... pes etmek doğru mu?.. Sorular sorularrr...
Bir yere kadar güzeldi kitap, sonra biraz sıkıldım açıkçası çünkü gerçekten çok uzamıştı. Beş prens de aynı şeyleri tekrar tekrar farklı bölümlerde yaşıyor ve bunu sürekli okumak beni biraz yorsa da.. son 20-30 sayfada büyülendim ve etkilendim diyebilirim.

Uzuuun uzun anlatımları, betimlemeleri seviyorsanız bence kitabı okumalısınız. Ben biraz sabırsız bir insanım, bu yüzden sıkıldım kitabı okurken...

“Bir insanı başka bir insana bağlayan en sağlam bağ iyiliktir. Zorbalıkla, güçle, dayatmayla bir insana çok şey yaptırabilirsin. Ama sevgisini, saygısını, hayranlığını kazanamazsın.”

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım



27 Mart 2023 Pazartesi

BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ KİTAP YORUMU

 Merhabalar arkadaşlar, blog yazmaya tekrar döndüm. İnşallah bu sefer uzun süre buralarda olurum. Yani şuanda o niyetle bu postu yazıyorum. Ama zaman ne gösterir yine de bilemeyiz. 

İsterseniz ortalarda olmadığım bu zamanda neler yaptım. Ufaktan bir özet geçeyim....

Bloğumun instgram hesabını takip edenler bilir. Orada sürekli aktiftim. Ama takip etmeyenler için kısa bir özet geçecek olursam. Sonunda bir hayalimi daha gerçekleştirdim. Aslında bu hayalimi sırf çocuklarım için sürekli erteleyip duruyordum. Ama artık çocuklarım büyüdüğü ve malum benim yaşımda geçmeye başladığı için son 6 ay kala kpss ye yoğun bir çalışma ile; kpss den 82.67 puan aldım. Ve puan ile memurluk hayatına 26 ocak 2023'te ilk adımını attım....

Benden havadisler şimdilik bu kadar. Şimdi gelelim bu postu yazmamın asıl amacına. Victor Hugo'nun "Sefiller" kitabını seneler önce okumuş. Ve yorumlamıştım. Şimdide aynı yazarın "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" kitabını okudum Ve onun yorumunu sizler ile paylaşmaya geldim.

Çevirmenin önsözüne göre, Bir İdam Mahkumunun Son Günü yazarın en az tanınan eserlerindendir. 1829 yılında henüz 26 yaşındayken yazdığı bu kitabı, kendi adını açıklamadan yayınlamıştır. Nitekim bu davranışının gerekçesini, sonradan açıklamıştır. Kitabın yayınlanması belirli çevrelerde olumlu karşılanmıştır. Ancak Fransız Devrimi’nin üzerinden kırk yıl geçmiş olmasına karşın hala devrim coşkusunu yaşayan çevrelerden gelen olumsuz tepkiler dikkat çekicidir. Kitabın metni kadar 1829 yılında yazarın kendi adını vermeden kaleme aldığı önsöz de oldukça düşündürücü ve kitabın amacını açıklamaktadır:

“Bu kitabın ortaya çıkış nedenini anlayabilmemiz için önümüzde iki seçenek var: Ya gerçekten sefil bir adamın son düşüncelerini yazmış olduğu sararmış; düzensiz bir kağıt tomarı söz konusudur. Ya da bu adam; bir insana, sanatın yararına doğayı inceleyen bir hayalpereste, bir filozofa, bir şaire rastlamıştır, kim bilir? Belki de kendisine egemen olan ya da daha doğrusu kendisini teslim ettiği ve ancak bu kitaba aktararak kurtulabildiği bir düşlemdi onun bu düşüncesi. Okur, bu iki açıklamadan istediğini seçebilir, istediği gibi yorumlayabilir.” Ben ilk yazılan şekilde yorumlamış. Ve bir müddette o şekilde sanmıştım. 😀

“İdam Mahkumu” Beş haftadan beri bu düşünceyle baş başayım, onunla yaşıyorum; ürkütüyor varlığı beni, ağırlığı altında eziliyorum.” diye başlıyor roman. Adam öldürmek suçundan hüküm giymiş ve idam cezasına mahkum olmuş bir adamın ağzından başlıyor roman. Kahramanımızın adını hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Yazara göre aslında onun makus talihi bu: Ölüm... Hiçbir şekilde kurtulma şansı yok. Başlarda karakterin kurtulma umudu olsa da, ya da bir mucize bekliyor olsa da gardiyanların onu almaya ve o malum günün geldiğini anladığı an bütün ümidi yok olup gider. İşte o zaman geride bıraktığı üç kadını düşünür. Biri annesi, karısı ve en çok üzüldüğü üç yaşındaki minik kızıdır. En çok onun için üzülür. Çünkü kızını son kez görmesi için getirdiklerinde, küçük kız babasını tanımaz. Babası nerede diye sorulduğunda ise, “Bilmiyor musunuz bayım? Babam öldü.” der. İşte idam mahkumunu ölüm korkusundan daha çok bu durum üzer. Son olarak giyotine çıkarılan mahkum şu sözlerle romanı bitirir: “Ah! Sırtlan çığlıkları atan halk. Ondan kaçamayacağımı, kurtulmayacağımı, bağışlanmayacağımı kim biliyor? Beni bağışlamamaları olanaksız! Ah! Sefiller! Merdiveni çıkıyorlar galiba...”

Kitap tam bir klasik. Ancak iki kısma ayırmak lazım bence. Birinci kısım olan önsöz ve kitabın kendisi. önsözü anlayabilmek için ben iki defa okudum. Fransa tarihine gerçekten hakim olmak gerekiyor. çevirmen ve yazar notlarıyla anlaşılır kılınmak istenmiş ama yine de dikkat gerektiriyor. Fransa tarihini ve fransız edebiyatını bilenler bence bu kitaptan daha fazla keyif alacaklardır. Önsözde yazar neden idam cezasına karşı çıktığını çok sağlam temellendirmiş. çok güçlü bir önsöz olmuş. Ancak, birçok yorumda kitaptaki suçlunun suçunun bilinmediğinden ve genel olarak idam cezasına çarptırılanlar için yazıldığı söyleniyor. Oysa iki yerde cinayet işlediğini söylüyor suçlu. 

O son anlar çok gerçekçi yansıtılmış. Büyük yazar olmak böyle bir şey herhalde. Ben Türk okurlar için de şiddetle tavsiye ediyorum. Kesinlikle okunması gereken bir yazar. Bir idamı ve idam mahkumu birinin pskolojik halini mükemmel anlatmış okurken karakterin hissettiklerini hissettim resmen çok başarılı bir eser.

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

3 Mart 2020 Salı

KUŞLARI UĞURLAMA SANATI KİTAP YORUMU

Yazar: Serpil Tuncer

Sayfa Sayısı: 168

Yayın Evi: Anatolia kitap

KUŞLARI UĞURLAMA SANATI KİTAP YORUMU


Merhabalar arkadaşlar; çok severek okuduğum @yazar.sepiltuncer in ''kuşları uğurlama sanatı'' kitabının yorumunu paylaşmaya geldim. Aslında kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu. Ancak bir türlü bilgisayarın karşısına geçip, paylaşamadım. Bu aralar Ülkece çok üzücü günler geçirdiğimiz için elim kolumda yazmaya kalkmadı bir türlü. O sebepten sürekli erteledim durdum. Veee daha fazla ertemeyi bırakıp, kolları sıvayıp, paylaşmaya geldim.

Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Ben kalemini çok sevdim. Kitap bir öykü kitabı. Ben öyküyü tıp ki bir doğayı, bir çocuğu sever gibi severim. Kitabın içinde tam 23 tane öykü var. Bu öykülerden hangi birinden bahsetmeli bilmiyorum. Çünkü kitabın içinde öyle güzel yaşamlar var ki; hiç bitsin istemedim Bazen bir yokluktur gidiyor. Bazen ise umut. Her öyküdeki yaşamlar o kadar tanıdık geldi ki yazılanlar... Hikayelerde kendimizden, çevremizden, gerçeklerimizden bir parça buluyoruz. Hikaye kahramanlarının bilinçaltına inerek ruhsal çözümlemelerde bulunan;susturulup bastırılmış duygularını, açmazlarını, sıkıntılarını, yalnızlığını, bunalımlarını, kuşatılmışlığını, dağınıklığını, parçalanmışlığını, umut ve kırılganlıklarını su yüzeyine çıkarmakta mahir bir kalem..

Kitapta altını çizdiğim yerlerden bazıları:


Gece izini silmeden sabah olmuyor. Bak nasıl da çekildi yıldızlar . Rüzgara kapılmış kum tanecikleri gibi içip gittiler gökyüzünden. Gördün değil mi?
Şu dakikadan sonra acılarını içine gömüp yaşama kaldığı yerden devam edenlerden olacağım.
Düzeltmek lazım devrik cümlelerini, devrik olmam bütün dünyam benim. Acılar insanı devrik yapıyor. Sen de devrik olmalısın!.. . .
İnsan, kocaman bir dünyanın ta kendisidir. Dünya yüreğindedir.
Anladım ki, bir gönüle iki aşk sığmazmış.
En fazla bir yıl sürer, yirminci yüzyıllarda ölüm acısı.

Bir çırpıda okunup bitecek, yüreğinize dokunacak bu eser ilgililerine tavsiyemdir der hepinize şimdiden keyifli okumalar dilerim. Kitapla Kalın

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

17 Mayıs 2019 Cuma

BAŞARIYA GÜLÜMSE KİTAP YORUMU

Yazar: Sıtkı Aslanhan

Sayfa Sayısı: 260

Yayın Evi: Çınaraltı

BAŞARIYA GÜLÜMSE KİTAP YORUMU


Merhabalar sevgili okurlar bugün sizlere aylar önce okuduğum; ancak bir türlü buraya yazmaya fırsatımın olmadığı bir kitabı paylaşmaya geldim. Sıtkı Aslanhan'ın ''Başarıya Gülümse kitabı'' 

Başarıya gülümse kitabında; başarılı olmak için tavsiyeler veren ve sizi motive eden bir kişisel gelişim kitabı. Sohbet tarzında yazılmış olan bu kitap birkaç başlık altında bize başarıya nasıl ulaşacağımızı anlatıyor. Kitabın özdeyiş, şiir ve ayetlerle süslenmiş olması kitabı zenginleştirmiş. Bir kişisel gelişim kitabı olmasına rağmen okurken sizi sıkmadan anlatmak istediklerini samimi bir dille anlatıyor.


“ İnsan bedenini bir başka varlığın bedeninden ayıran en önemli özellik, içimizdeki ruhtur.
Herkesin bedeni öldüğünde çürüyor.
Bizi de toprağın altına koyduklarında biz de birkaç ay içerisinde çürüyüp gideceğiz.
Eğer bizim bedenimiz bir anlam ifade ediyor olsaydı bedenimizin çürümemesi lazımdı.
İnsanı diğer canlılardan ayırt eden en önemli özellik, içinde var olan ruh...
İçindeki ruh beslenmeyince, dışarıdaki görüntü de çöküntü halinde oluyor.
Üç-beş gün yemek yemediğiniz zaman;
halsizlik, yürüyememezlik, kollar, baş,gövde, her şey bitmiş vaziyette bir görüntü sergilersiniz.
İşte içimizdeki ruhumuzu da ideallerle, hayallerle, amaçlarla, gayelerle, uğruna ölümü göze alabilecek kadar büyük ideallerle beslemezsek bir süre sonra ruhumuzun öldüğünü hissederiz. İçimizdeki ruh öldüğü zaman, belki de sayıları milyonlarla ifade edebilecek kadar çok olan yaşayan ölülere döneriz. Varlığıyla yokluğu, yaşamadıysa ölmesi arasında hiçbir fark olmayan insanlara döneriz.”


Diyor kitabında Sıtkı Aslanhan.

Haykırmak istediğim tüm cümlelerin özeti mahiyetinde bu satırlar...

Hedefi olanları özellikle sınav psikolojisinde olan her insana bir çok konuda oldukça güdümleyecek bir eser, Başarıya Gülümse.

Bu alanda okuduğum en iyi eserlerden biri.

İnsana pozitif enerji veren ve zihninde barındırdığı hayalleri tozlanmaya terk edilmiş raflardan indirme cesaretini kendinde bulamayanlara arkasından sıcak ve samimi bir elin dokunuşuyla ‘ben burdayım, seninleyim, sana destek olmaya geldim. Kimsenin sana giydirmeye çalıştığı kılıfa bürünme, sakın korkma sen başaracaksın, yeter ki iste ve çabala, çabaladığın hiçbir şeyin boşuna gitmediğini denemeden göremezsin’ cümleleriyle insanı önce kendine getiren daha sonra itekleyen bir dost gibi geldi yüreğime...

Ne iyi geldin.

Bu hayatta en güzel şeylerden biri de, birilerin ruhuna ilaç olmak değil mi?

Eflatun’un da dediği gibi;

‘Gövdeyi öldürenden çok, ruhu öldürenden korkun. Ölümlerin en korkuncu ruhun ölümüdür.’


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

11 Şubat 2019 Pazartesi

Anneler Çocuk Kitaplarını Artık İnternetten Alıyor

Bilinçli anneler çocukları için her şeyin en iyisini istiyor. Sadece çocukların kullandıkları kıyafetler ya da oynadıkları oyuncaklar değil aynı zamanda onları okudukları hikaye kitaplarını dahi büyük bir özenle seçiyorlar. Annelerin artık çocuk kitaplarını internetten satın almaya başladığını biliyor musunuz? Çünkü kitapçılarda aradıkları geniş seçenek yelpazesini bulamıyorlar. Sınırlı sayıda kitap arasından seçim yapmak zorunda kalmak yerine tercihlerini daha fazla seçeneğin bulunduğu sanal ağdan yana kullanıyorlar.

Anneler Çocuk Kitaplarını Artık İnternetten Alıyor

Aslında online olarak çocuk kitaplarını satın almak beraberinde pek çok avantajı da getiriyor. Örneğin tüm ürünlerde olduğu gibi kitap çeşitlerinde de internette çok daha uygun fiyatlar bulmak mümkün olabiliyor. Bununla birlikte daha geniş bir seçenek yelpazesi arasından tercih yapmak annelerin öncelikle beklentisi oluyor. Çocuklarının ilgi alanlarına çok iyi bilen anneler onların dikkatini çekebilecek hatta merak uyandırabilecek kitapları kolaylıkla bulabiliyor.


Çocuk Kitapları En Çok Bu Siteden Alınıyor!

Tüm bu avantajlar bir arada değerlendirildiğinde elbette internetten çocuk kitabı alışverişi daha cazip bir hal alıyor. Peki, bilinçli annelerin alışveriş tercihleri neler? Çocukları için hangi sitelerden kitap temin etmeyi tercih ediyorlar? Son dönemde özellikle bir adresin daha fazla ön plana çıktığını belirtebiliriz. Hemen buradan da ulaşabileceğiniz Sihirli Yolculuk adlı site ailelerden tam not alan onlarca farklı hikaye kitabını kullanıma sunuyor.

Sitenin bu denli popülerlik kazanmasının nedeni kişiye özel hikaye kitapları da hazırlıyor olmasıdır. Özellikle çocuklarına kitapları sevdirmek de zorlanan anneler kişiye özel olarak hazırlanan bu eserleri Sihirli Yolculuk ismini taşıyan siteden kolaylıkla temin edebiliyor. Kişiselleştirilmiş çocuk kitapları çocuğunuzun ismini taşıyan bir karakterin başından geçen maceraları anlatabiliyor. Farklı bir hikaye ile çocuğunuzu bir maceranın içine çekebiliyor.

Kişiye özel çocuk kitaplarının aslında önemli bir ihtiyacı karşıladığına da değinmek lazım. Çocuklara kitapları sevdirmenin yanı sıra anlatılan hikayenin içerisinde kendilerini bulmaları hikaye dinlemeyi sevmelerini de sağlıyor. Aynı zamanda hayatları boyunca sağlayabilecekleri harika bir hatıraya da dönüşebiliyor. Bu nedenle annelerin öncelikle seçimi bu yönde oluyor. Siz de siteye tıklayarak ne tür eserlerin bulunduğunu ya da kişiye özel çocuk kitaplarını inceleyebilirsiniz.


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

20 Aralık 2018 Perşembe

HAYAT KİTAP YORUMU

Yazar: Ayşe Kulin

Sayfa Sayısı: 337

Yayın Evi: Everest

Ayşe Kulin HAYAT KİTAP YORUMU

İlk Füreya kitabı ile tanıdığım Türk yazar Ayşe Kulin'in 2. okuduğum kitabı Hayat'ın yorumunu bugün sizlerle paylaşmaya geldim. Öncelikle bu kitap; yazarımızın hayatını anlatan otobiyografi olan 2 seri halinde...  'Hayat' serisi ilk doğduğu andan 22 yaşına kadar olan dönemi anlatıyor. 'Hüzün' kitabında ise 22 yaşından 40 yaşına kadar olan dönemi yazıyor, herhalde. Ben 'hüzün' ü henüz okumadım. Ancak kitabın kapağında 'dürbünümde kırk sene' yazdığı için öyle tahmin ettim.

Evet biz, benim zevkle okuyup bitirdiğim 'hayat' kitabına gelelim... Ayşe Kulin bu kitabına doğmasıyla başlıyor. Çocukluğunu, gençliğini, okuduğu okullarını ve okul maceralarını, evliliğini, çocuklarını, hayal kırıklıklarını anlatmış. Hatta hayatını anlatırken Ülkede olup bitenleri de bahsetmiş. Demokrat Parti'nin seçimleri kazanması ve Ülkeyi yönetmesini, 6-7 Eylül olayları, 1960 darbesi ve bu dönemlerde yaşanan sıkıntılara da yer vermiş...

Ayşe Kulin'in hayattaki mücadele dönemlerinde tek bir destekçisi oluyor, sorgusuz sualsiz yanında olan, onu karşılıksız, çıkarsız seven tek bir insan. Babası. Kendisi de bunu kitabında şöyle ifade ediyor: "Ben hayatta en çok babamı sevdim".


"Suat teyzem, beni beşiğimden usulca alıp bir yabancının kucağına verdiğinde sımsıkı yumulu gözlerimden birini açtım, yaşadığı sürece bana hep sevgiyle bakacak olan bir çift mavi gözü gördüm ve ister inanın ister inanmayın, beni bağrına basıp burnunu boynuma gömen kişinin babam olduğunu o an anladım.O, benim kokumu tıpkı bir hayvanın yavrusunu koklaması gibi yüreğine sindirerek içine çekerken ben de onun boynunda güneşin ve dağ kekiğinin kokusunu aldım.Bir kedi gibi guruldayarak memnuniyet sesleri çıkardım. Göz göze geldiğimiz an ise aramızda çok güçlü bir bağın oluştuğunu, onun beni hayatım boyunca her türlü kötülükten koruyacağını hissettim. Hatta bir gün hırsızlar beni çalmaya kalkışacak olurlarsa, yüzlerce çocuk arasında babmın beni kokumdan tanıyabileceğine içtenlikle inanarak gözlerimi yeniden sımsıkı yumdum ve kollarında huzurlu bir uykuya daldım. Mavi bir uykuya! Maviye düşkünlüğüm bundan mı kaynaklandı acaba? Hep mavi giymek istedim çocukken.Odama mavili perdeler astırdım, kitaplarımı defterlerimi mavi kağıtlarla kapladım."


Yukarıda da yazdığım gibi kitap 2 seri halinde oluşuyor. İlk seri olan 'Hayat' kitabının sonunda kötü giden evliğinden onu babası gelip, 2 çocuğu ve onu alıp götürüyor....

Kitap burada bitiyor....

Son olarak kitaptan hoşuma giden bir kaç alıntıya yer vermek istiyorum.
"Yüksek sesle konuşmanın ayıp, gönül kırmanın günah olduğuna inanan insanların arasında büyüdüğüm için olmalı, kavga etmek yerine, kavga sebebinin yükünü çekmeye hazırdım." "Dünyanın en çirkin, en ilkel köşesi bile olsa büyüdüğü yer hep sevgiyle hatırlanacaktır, ömrünün sonuna kadar."

''Tuhaf bir Ülkeydi benim memleketim. Birilerin başı mutlaka dertte oluyordu. Memleketin tüm insanlarının dertsiz tasasız yaşayabilecekleri bir günün güneşi henüz doğmamıştı bu topraklarda!'' 

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

1 Ağustos 2018 Çarşamba

İNGİLİZ CASUSUNUN İTİRAFLARI KİTAP YORUMU

Yazar: M.Sıddık Gümüş

Sayfa Sayısı: 128

Yayın Evi: Hakikat Kitabevi

İNGİLİZ CASUSUNUN İTİRAFLARI KİTAP YORUMU

İngiliz casusunun itirafları; Kitap 3 bölümden oluşmakta. Birinci bölümde  Hemper isminde bir İngiliz misyonerinin, İngiliz sömürge nezareti emri ile Mısır, Irak, İran, Hicaz Ve İstanbul'daki casusluk faaliyetlerini anlatmaktadır. İslamı İstanbul'da öğrenen casus, Bağdat'a İslamın zayıf noktalarını bulmak için gönderiliyor. Casus Sapık düşüncelerini, aldattığı zayıf imanlı bir Müslümanla yaymaya başlıyor. Ve yeni fırka kurmaya ikna ettiği zatla İngilizlerin İslam'ı kökten yok etmek adına yazdığı planlarının sadece birini uygulamaya koyabiliyor.

İkinci bölümde ise; Kitap bozuk düşünceleri yazarken aynı zamanda bu düşüncelerin yanlışlığını ispat ederek ilerliyor.( Sevdiğim bir kısmı da açıklamalar ve kaynak olarak belirttiği kitaplardı.) İslam dini adına da bir çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Kısa bir kitaptı lakin dili biraz daha hafifletilebilirdi diye düşünüyorum. 

Üçüncü bölümde ise; verilmek istenenler sonlara doğru karışsa da mesaj çok netti. İngilizlerin İslam üzerine planları detaylıca maddeler halinde mevcuttu. Dinimiz üzerine yapılan tahribatlar hakkında daha detaylı bir tespit yapmak isteyenlerin okumasını tavsiye ederim.

Ne varsa eskilerde der ve eskilerin söylediği bir söz olan ''Sahte doktor insanı hayatından ettiği gibi sahte hoca da insanı dininden, imanından eder'' Aklıma gelir. Zaten günümüzde de elini sallasan sahte hocaya çarpıyorsun. Bu sahte hocalar yüzünden sanki inançlı imanlı kişiler düzenbaz, sahtekarmış gibi algılanıp, suçu İslama atıyorlar. Halbuki suçu İslamiyette değil, kendilerinde aramaları lazım!..

Yüce Allah"Gönderdiğim nimetlerin kıymetini bilir, şükrünü yaparsınız, nimetlerimi artırırım. Şükrünü yapmazsanız elinizden alır, şiddetli azab ederim" buyurur.😐

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

28 Haziran 2018 Perşembe

İFŞA ADİLEN SIRLAR KİTAP YORUMU

Yazar: Selvihan Kadıoğlu

Sayfa Sayısı: 367


İFŞA ADİLEN SIRLAR KİTAP YORUMU


Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere yaklaşık 3 ay önce okumaya başladığım. Ama kitapta aradığım hazzı bulamadığım için ara ara okumaya ara verdiğim ifşa edilen sırlar kitabının yorumu paylaşmaya geldim. Kitaba ara verdiğim süre zarfında; kitap sürekli gözüme batıyor. Sanki 'beni oku' dermiş gibi geliyordu. Bu ayda da Miray'ı uyuttukça sessiz evde her fırsatta elime alıp, okumaya başladım. Ve nihayet bitirdim.

Aslında yukarıda yazdığıma bakmayın. Kitap okunmayacak derece değil. Hatta çoğu kişi tarafından sevilebilir bile. Çünkü bu kitabın içeriği sosyal medyalarda büyük büyük süslü cümleler yazan kişilerin cümlelerinden oluşmakta.

Bir kadın var. Kadının küçük yaşta, babası başka kadına aşık olduğu için annesini terk eder. Tabi doğal olarak onları da -bir tanede kız kardeşi var-  Kız çocukların babaya ne kadar düşkün olduğunu hepimiz biliriz. Tabi bu durumda o çocuk için bir travma yaratır.

Babası ile ilgili söylediği altını çizdiğim cümleler...

''Babamın kendisi yoktu ama eşyaları vardı etrafta. Dün sabah yüzünü kuruladığı beyaz havlu, mavi çiçekli divanın üzerinde başını koyduğu "kırmızı yastığı, sehpanın üzerinde duran kahverengi tespihi. Hani o neredeydi? Yoktu...
 Mutlu olmanın bir yolu da sevmek ve sevilmekse eğer; diğer yolu da hayata gülümseyerek bakmaktır.

Babam; çocukluk günlerimin vazgeçilmez anılarını oluşturur. İlerleyen zamanlarda da hayatımın gerçeğini. Bilemiyorsun o dönemlerde ne yaşayacağını. Senin için çok değerli hatta herkesten daha çok önemli bir insanın, gün gelipte tek bir kararıyla seni, geçmişini ve o güzel günlerini yakıp yıkacağını. Nereden bileceksin ki. Biz hep birlikte olacağımızı düşünürüz. Herkes gider bir ailen kalır sana. Bunu öğretmediler mi bize? herkes aynı cümleleri kurmuyor muydu? ne büyük yanılgıymış meğer...
gibi....

Küçük yaşta yaşadığı bu talihsiz olay yüzünden sürekli içine kapanık, hiç arkadaşı olmayan biri olan kadın evlenir. Hatta bir tanede çocuk doğurur. Ancak hayat ona her fırsatta şaplak patlattığı gibi çocuğunu kaybeder. Hemen onun ardından da sürekli tartışmalar yüzünden geçimsiz olan evliliği de biter. Kız kardeşi de yurt dışına evlenip gider. Ve  böylece bir annesi ile kalır. Hayatını da tek dert ortağı yoldaşı olan anası da ölünce iyice yalnız kalır.

Neye inanırsan onu yaşarsın derler. Belkide insan ne olursa olsun yaşanan geçmişi geride bırakmak istiyor. Kim bilir, belkide bunu farkına varmadan yapıyorlar. Montaigne derki; ''insan hayatı karasız ve değişkendir. Ufacık bir eylem yüzünden başka bir durumdan bambaşka bir duruma geçiverir'' sanırım doğru söylüyor. Zaten hayatı ıskalayan da, boş veren de, kendine en büyük kötülüğü yapan da kendisi değil midir?

Bir arkadaşının ormanlık bir yerde olan ıssız evinde yalnız yaşayarak hayatını yaşadıklarını sürekli sorgulayarak ölür. Tam bir dram kitabı olan ifşa edilen sırlar kitabında yukarıda da yazdığım gibi çok güzel özlü sözler var. Şimdi kitabı şöyle bir karıştırdım da ne çok altını çizdiğim cümleler, paragraflar varmış. Son olarak o çizdiklerimden bir kaçını daha paylaşıp bu postu bitirmek istiyorum...

İnsan doğası gereği hep daha fazlasını istiyor. Azla yetinmeyi bilmiyor sanırım. Sonunda ulaşamayacağı bir noktayı kendine hedef seçiyor ve hayatının geri kalanını yorgun ve mutsuz geçiriyor.

Başkalarını yargılamakla uğraşan değil, kendini yargılayan insan adaleti öğrenebilir.
Bu yaşlılık ne zormuş.
İnsanların hayatta yapabileceklerinin giderek azalması mı? Yaşlılık.
Yoksa; hayattan geri çekilme mi?
Eskide kalmak mı yoksa?
Yaşamdaki döngünün son devresi. 

Kendini tüketmeyen, varlığını inatla hissettiren duygu. Umut.


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım