Yazar: Tom Robbins
Çeviri: Belkıs Çorakçı Dişbudak
Çeviri: Belkıs Çorakçı Dişbudak
Sayfa Sayısı: 373
Baskı Yılı: 2002
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
Parfümün Dansı Kitabının Konusu
Yukarıda da yazdığım gibi zor ilerleyen bir kitap; çünkü zamanlar ve mekanlar oldukça faklı ilerliyor. Bir New Orlans, bir Seatle, birden Paris, hoooop bir bakmışsın Hristiyanlığın yeni zamanlarında bir Batı Avrupa krallığı şeklinde dört ayrı koldan ilerliyor. Kitabın bir kısmına kadar Kral Alabor'ı bekliyorsunuz. Ondan sonra 'V' lı ne yaptı? şeklinde kafanızda sorular oluşuyor.İsterseniz kitabın baş karakterleri olan Alabor, Kudra ve Pan kim onlardan da çok az bahsedeyim. Küçük bir İskandinav topluluğunun kralı olan Alobar, ülkesinde krallığın verdiği keyif ve rahatlıkla yaşarken bir gün saçlarında bir telin beyazlandığını görür. Alobar'ın yaşadığı toplumun töresinde kesin bir kural vardır ki bir kral, yaşlılık belirtisi gösterdiği zaman halkın refahı için bir törenle zehirli yumurta yedirilerek öldürülmek zorundadır. Alobar ölmek istemez, toplumunun kurallarına karşı çıkar ve ölümü yeneceğine inanmaya başlar. Bu düşünceyle birlikte ölümsüzlüğü aramak için masalsı ve eğlenceli bir yolculuğa çıkmaya karar verir. İlk hedefi Doğu'dur. Yolculuğu sırasında da Yunanistan'da zevkin ve çobanların tanrısı Pan ile tanışır. Bundan sonra da yolculuğu daha absürt hale gelir. Hindistan sonra tekrar Avrupa, en sonunda da Yeni Dünya'ya uzanan ölümsüzlük ve bilgelik yolcuğu sürüp gider. Tabii bir de onda ölümsüz aşkı bulduğu Hintli Kudra vardır.
Kitaptan altını çizdiğim bir kaç şeyi de buraya eklemek istiyorum...
Sonuç olarak; soluklanarak okuyabileceğiniz, kimi zaman sıkılıp kimi zaman coşturarak okuyacağınız, karma karışık bir kitap...
Kitaptan altını çizdiğim bir kaç şeyi de buraya eklemek istiyorum...
Doğmak ve ölmek kolaydı. Zor olan hayatın kendisiydi.
İnsan mutsuzken hep dikkati kendine dönüktür. Gitgide kendini çok ciddiye almaya başlar. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü neşelendiğinde, dikkati kendinden uzaklaşacak ve evrenle kucaklaşacaktır. Mutsuzluk, kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır.
Ölüm o evde oturmuyor. Ölüm yalnızca o evin bazı odalarına verdiğimiz bir isim. Biz yaşayanların o odalardan korkmamıza sebep, oralardan hiç geçmemiş olmamızdır.
Ya da belki benim özlediğim şey kusursuzluk değil de eksiksizlikti. Hayattan kaçmaya adanmış bir hayatta da eksik olan bir taraf var.
Sonuç olarak; soluklanarak okuyabileceğiniz, kimi zaman sıkılıp kimi zaman coşturarak okuyacağınız, karma karışık bir kitap...

